Ana Renkler

oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Eylül 2010 Salı

Bebek Giydirme Aktivite Kitabı


Elimdeki zevkli işi sonunda tamamladım. Gerçekten yaparken de çok hoşuma giden bir uğraşı oldu, bittikten sonra da...


Kitabımızın girişi böyle. Bir kurdele yardımıyla bağlanıyor. Ana malzeme keçe. 


Bu da kitabın arkadan görünüşü. Kitap diyorum ama kitapla alakası yok tabi. Aktivite oyuncağı diyebiliriz sanırım.


Kitabın içini açınca 2 tane şeffaf muhafaza karşımıza çıkıyor. Birisi kız çocuk kıyafetleri için, diğeri de erkek çocuk kıyafetleri ile dolu. Kitabı kapatırken aşağıdaki muhafazaya kız ve erkek bebekleri de koyuyorum.


Şeffaf muhafazaları keçe üzerine diktikten sonra turuncu ördekli bir düğme ile de dikiş kısımlarını kapattım.


Bebekler ve kıyafetler tamamı çift taraflı. Bebeklerin bir tarafı sarışın, diğer tarafı esmer. Hatta zenci:))
Kıyafetler de çift taraflı, desenleri de ayrı ayrı. 


Kıyafetlerin üzerindeki süslemeleri kalemle yaptım. Eminim stilistler işlerini çok severek yapıyorlardır. Yeni desenler çizmek insanın hoşuna gidiyor:)


İşte kıyafetlerini giydiler bile :))


Sevgiyle kalın...

1 Nisan 2010 Perşembe

...Benim Çocukluğumda...



Geçmişe ait özlemlerimiz oluyor mutlaka zaman zaman. Bilirsiniz, özellikle "eski Ramazanlar" diye sıkça duyarız kurulan cümleleri... Eskinin tadı mı başkaydı, yoksa insanlar yaşadıklarından tat almayı mı biliyorlardı orası meçhul.. Ama eskiye dair kuracağım bir cümle var ki, özlemleri barındırır içinde...

"Benim çocukluğumda" diye başlayan cümlelerim 16 aydır sıkça tekrarlanıyor dudaklarım arasında.. Çocukluğumu özledim sanmayın, ben o günleri çocuğum adına özlüyorum. O günlerin sıcaklığını, saflığını, temizliğini özlüyorum ben...

Benim çocukluğumda, mahallede tüm arkadaşlar toplanır 15-20 kişi yakan top oynardık. Erkeklerin futbol maçlarına iştirak eder, sadece kalede değil forvet de olur goller atardık.. Bisikletimize sabah 8'de biner, öğlen karnımız acıkırsa ancak eve uğrardık. Ancak giderken hangi mevkiye gittiğimizi mutlaka annemize söyler, onu da merakta bırakmazdık. Akşam ezanı ile en geç eve girmek şarttı ama.. Kuralımız böyleydi. Evimizin önünde küçücük bedenime tezat koskocaman bir cami, göklere uzanan bir de minaresi vardı. Minareden yükselen ezan sesi, eve gir zili gibiydi çocuk aklımca. Akşam yemeklerinde tüm aile birlikte masaya oturur, sohbet muhabbet eşliğinde yemekler yerdik.

Yemek faslı bitip 'de ajans* bittikten sonra, yaz günleri kamelyamıza çıkar otururduk. Müstakil evlerimiz arasında akşamları da komşuluklar devam eder, şen şakrak muhabbetler edilirken bahçelerde, biz çocuklar yemekle bölünen oyunumuza kaldığımız yerden devam ederdik. Geceleri en sevdiğimiz oyun saklambaç olurdu, gece bizi saklardı, biz gülüşlerimizle geceyi...

Tüm komşular birbirine güvenir, evini çocuğunu birbirine emanet edebilirdi. Birinin evinde olmayan diğeriyle paylaşılır, birinin evinde pişen diğeriyle bölüşülürdü gönüllülük dairesinde..

Benim çocukluğumda misketler vardı rengarenk. Ceplerimiz şişene kadar doldururduk misketle. Birbirimizi "üter", ertesi gün "ütüleceğimizi" de bilirdik... Ağaç tepelerinde gezinirken kolumuzu bacağımızı çizdirsek de aldırış etmez, en tepedeki en kırmızı kiraza ilk ulaşan olmak için yarışa girerdik. Çamurdan fırınlar yapar, içinde patates pişirirdik...

Benim çocukluğumda biz, güvenle, doya doya, ve gerçek kişilerle oynayabilirdik...

Şimdi misketlerin yerini tasolar, istopların yerini bilgisayar başı oyunlar aldı.. Artık arkadaşlarını bile sanaldan buluyor yavrular... Parklarda doyasıya dönme dolaba binilmiyor, çocuklar artık atari oynamayı seviyor. Bizim ajans zamanını bile tv karşısında geçirmeye tahammülümüz yokken, şimdi rengarenk çizgifilmlerden gözünü alamıyor minikler...

Bir de şu var; düşünüyorum da, acaba oğlumun dışarda oynamasına ne kadar izin verebileceğim? 3. sayfa haberlerinin oldukça kabardığı şu dönemlerde, hangi parka onu tek başına göndermeye cesaret edebileceğim?

Siz söyleyin şimdi, eskiyi özlemeyim de ne yapayım şimdi ben...

Not: Bu yazı için bana fikir veren eşime çok teşekkürler... 
*Ajans: Trt 1'in 20:00'da yayınlanan haberleri..

25 Mart 2010 Perşembe

Ferrarisini Seven Bilge



Kitap tanıtımı yapmayacağım yanlış anlaşılmasın :) Bugün meslek farklılıklarımız ve anne - baba olunca bir anda zenginleşiveren meslek renklerimizle ilgili birkaç şey paylaşacağım...

Malum her çocuk farklı, istekleri, gelişimleri, yeme-içme tarzı, oyuncak seçimi, ihtiyaçları.. İkizler bile bambaşka haller sergilerken, bunca farklılığın olması da elbette ki çok normal. Bizim minik bey mesela, tekeri olan her türlü alet-edevat onun için oynamaya değer.. Sokakta park halinde duran araçların tekerlerinden tutun, bir çocuğun sürdüğü bisiklete kadar, ne kadar tekerli şey varsa aklınıza gelen, bizimkinin aklı orada.. Evde bir filomuz var sürekli genişleyen... İçlerinden bazıları gözde, bazıları ise daha az akla gelir cinsten... Ee durum böyle olunca, taze anne olarak ben tabi hemen bunu gelecekle ilişkilendirip "bu çocuk büyüyünce bir nakliye firmasının sahibi olacak" deyiverdim:) Oysa ki liseye gidene kadar avukat olmak için can atan ben, sonrasında fikir değiştirip mühendis oldum da bu hızlı değişime ben bile inanamadım. Ne çabuk hayallere kapılıyoruz çocuklarımız söz konusu olunca... Her yaptıklarını birşeylere sebep - sonuç gösteriveriyoruz.. Ya da sanırım ben öyleyim :)


Bir çocuğunuz olunca, mesleğiniz ne olursa olsun çeşitleniveriyor uğraşı alanlarınız. Bir öğretmenseniz, mühendislik dalında çalışmalara imza atabiliyorsunuz; muhasebeci iseniz, eğitim dalında ek çalışma yapıyorsunuz yavrunuzun yanında. Karşılaştığınız sorunlara çözüm üretebilmek için yeri geliyor bir ar-ge departmanı gibi çalışıyor, fikir üretiyorsunuz. bizim çocuğun sabaha karşı ıslanmalarına eşim tarafında harika bir öneri geldi mesela. "bez firmaları, ürettikleri beze ne kadar sıvı alacağını yazsınlar:) " .. " 130 cc'ye kadar taşıma kapasitelidir, sızdırmaz, yüksek emiş gücüyle bebeğinizin popişi kuru kalır:P "  Yeri geliyor reklamcı yönünüz de ağır basıp, ar-ge faaliyetleri neticesinde elde ettiğiniz yeni ürünün reklam çalışmalarını bile tamamlıyorsunuz:)) " en iyisi 130cc, biz daha iyisini yapana kadar:) "


Yeni patron o mini mini eller oluyor hayatınızda. Beklemeye tahammülü olmayan, sistematik, uğraşı gerektiren bir patronunuz daha oldu işte, hayırlı olsun :) İşyerinde atölye denetimine çıktığınızda, eve gidince kendinizin de denetleneceğini unutmayın sakın:) Altını zamanında değiştirmezseniz, yemeğini zamanında vermezseniz, patron hemen tehlike sinyallerini vermeye başlar. Sonuçlar da size kdv olarak döner tabiki pişik, huysuzluk veya ağlama olarak...

Mesleki farklılıklarımız olsa da, uğraşı farklılıklarımız olsa da, tüm anne babalar " ebeveyn" olma çatısı altında buluşuyorlar ortak payda olarak.. İşiniz ne olursa olsun, yeter ki evdeki patronunuz iyi olsun)

Tüm minik patronları öpüyorum. Sevgiyle kalın...

22 Mart 2010 Pazartesi

Dikkat Jaws Geliyor:)



Haftosunu küçük bir İstanbul kaçamağımız oldu. Ama ne kaçamak.. Bayrampaşa'nın ortasında köpek balıklarının arasında kaldık:) Yok, inanılır gibi gelmedi size biliyorum. Ben de görene kadar aynen sizin gibi düşünüyordum ama hani o Jaws serisinin korkunç kahramanı burnumuzun dibine kadar yaklaştı emin olun. Tabi filmdeki gibi devasa değildi, bir de bana çok sevimli geldi elimi uzatıp kafasını sevesim geldi:)



Sakın oyuncakçıya gittim sanmayın. Halis muhlif kanlı canlı köpek balıklarıyla görüştüm geldim:) Neyse daha fazla meraklandırmayım sizi. Forum İstanbul'daydık. Önce İKEA, sonra da hemen yanıbaşındaki Forum İstanbul'u gezdik. Tam çocuklarla gidilecek harika bir yer, ben tam not verdim doğrusu..


İster alışveriş yapın, ister oturun Gloria Jeans'de bir kahve molası verin, isterseniz de mini mini puz pateni pistinde cıvıl cıvıl çocukların içinde kayın. Dedim ya, çocuklar için harika aktivite noktaları var Forum İstanbul'da..


Turkuazoo'ya girerken kapıda bir çocuk topluluğuyla karşılaştık. Büyük ihtimalle bir anaokulundan geliyorlardı. Onlarla gezmek daha bir zevkli oldu. Meraklı bakışları ve heyecanlı sorularıyla hepimizi etkiledi çocuklar. Akvaryumların önündeki açıklamaları okuyup bol bol yorum yaptılar.



Hiç görmediğim bir sürü balıkla tanıştım ben de çocuklar gibi şen bir şekilde. Malum yanımızda onlarca çocuk varken, biz de çocukluk yıllarımıza dönüverdik:) Hazır bekliyomuşuz meğer:))



İşte bu minik parmaklar, küt burunlu ilginç balık amcaya selam veriyor. Diğer resimdeki vantuz amcanın kuyruğu da abartısız 2m. kadar vardı..


Yılan balıkları, piranalar, benekliler, amazondan gelenler, köpek balıkları, deniz yıldızları, yengeçler ve daha neler neler... Çocuklar hepsini bir arada görerek öğrendiler. Dalgıçların elinde hiç görmedikleri kabuklu deniz canlılarına dokundular.


Rengarenk harika balıkların görsel şölenlerini izlediler. Bazen gördüklerinin bir balık mı yoksa kuş mu olduğunu bilemediler. Suyun içinde olduğuna göre balıktır dediler...



Akvaryumlar çok çok büyüktü, ama onlardan da güzeli tünel kısmı idi. Tünelde tamamen suyun içine girmiş hissine kapılıyorsunuz. Yürüyen bandın üzerinde tünelden geçerken harika bir görsel şenlik yaşıyorsunuz...



Bu kocaman vantuzları görüyor, dalgıçların elindeki yiyecekleri nasıl da oburca hüplettiklerine şahit oluyorsunuz. Daha görmediğim ne çok canlı vardır kimbilir diye de kendinizi düşünmekten alamıyorsunuz...


Büyük küçük bir çok deniz canlısını burada görüyorsunuz. İsterseniz köpekbalıklarının yanına dalabiliyorsunuz da. Ben o kadarına cesaret edemezdim doğrusu:) Her ne kadar şirin görünseler de cesaret işi :))



Bakın sivri dişleri ile ne kadar da sevimli Jaws kardeş:))


Tünel çıkışında da benim çok da anlam veremediğim bu korsanlarla karşılaşıyorsunuz:)) Sanırım görselliği canlı tutmak, zenginleştirmek istemişler... Her ne kadar bana anlamsız gelse de, çocuklar bunları da çok sevdiler.



İşte bu da tünelin genel görüntüsü.. Gerçekten harikaydı, aklım orada kaldı, o sessiz sular ülkenin çok sesli korosunda kaldı aklım... İstanbul'da iseniz veya yolunuz düşerse, gitmeye çalışın bence. Çocukla gezilecek çok şirin yerlerden Turkuazoo...  

20 Mart 2010 Cumartesi

Ev yapımı oyun hamuru


Evde oyun hamuru yapmak ne zamandır aklımdaydı.
Çünkü Betül çok fazla seviyor oyun hamurlarını.
Ama bu dönemlerinde ellerindekileri ağızlarına götürmelerini engellemek neredeyse hayal gibi.
Ben elini çektikçe,yapma dedikçe neredeyse hamurları yemeye bile kalktı yaramaz :)


Malzemeler
  • 1 su bardağı un
  • 3 su bardağı su
  • Çeyrek su bardağı tuz
  • 2 çorba kaşığı sıvı yağ
Yapılabilecek en kolay tarif bu.
Bir de tartar veya elma sirkesi ile yapılabilen bir tarif var ama  ocakta biraz pişirmek vs gerekiyor.
Şimdilik onu denemedim.
Bu kolayıma geldi.

Un , tuz ve yağı karıştırıp yavaşça suyu ekliyoruz.
Un ekleyerek kıvama getiriyoruz.
En sonra kaç renk kullanacaksak o kadar parçaya bölüp gıda boyasını ekliyoruz.






Betül önce tadına baktı ve içinde bolca tuz olduğu için hoşlanmadı tabi :)
Bi daha da ağzına götürmedi.
Ben bu miktarın yarısı kadar yapmıştım,deneme amaçlı diye.
Çok keyif alarak oynadık.
Ama hamurları her yere sürdüğümüz için çok kirlendiler.
Kirlenmeselerdi de saklanabilecek durumda olurlar mıydı bi fikrim yok.
Gerçi içindeki tuz bozulmasını engelliyormuş sanırım.
Ama tartarlı olan tarif sanırım oda sıcaklığında ve kapalı bir kapta uzun süre saklanabiliyormuş.

İçine hoş kokması açısından farklı esanslar da katılabilir.
Ama yenilebilirliğini artırabilir korkusuyla ben bişey ekleyemedim:)



Not:  Fotoğraf makinemin hafıza kartının eşimde olduğu döneme geldi hamuru yapışım.
En kısa zamanda tekrar yapıp bu postu kendi fotoğaflarımızla güncellemeyi düşünüyorum.

Yaşasın el emeği :)



11 Mart 2010 Perşembe

TRT Ankara Radyosu ve Bir Tabak Kuru Fasülye


5 yaşımda anaokuluna başlamıştım. Hafızam şimdilerde çok iyi olmasa da küçüklüğümde yaptığım - yaşadığım şeyler dün gibi aklımda. Aradan yıllar geçse ve üzerine beynim bir sürü bilgiyi kaydetse de, o günler hiç silinmedi çok şükür. Sanırım çocuğun henüz yeni yeni işlenen beyni, olabilecek her ayrıntıyı yazıyor zamanı gelince hatırlansın o eski günler diye..

Anaokuluna gitmem benim için gerçekten çok faydalı oldu. İlk sene korkarak başladığımı hatırlıyorum. Kırmızı çok şirin kıyafetlerimiz vardı. Acaba diyorum kırmızıyı o nedenle mi çok seviyorum:) Korkarak başladığım anaokuluna, sonraki sene ben kendi isteğimle gittim. Aslında mahallede haddinden fazla arkadaşım vardı, ama anaokulunun yeri de her zaman farklı oldu. Oyun oynarken öğrenirdik, birlikte yemek yerdik, öğretmenimiz - ismini hala hatırlıyorum - bize çok güzel şarkılar öğretirdi.

Her gün bir anne kek, pasta , börek , çörek getirirdi. Çocukken yemekle pek aram olmadığını, anaokulundan sonra düzeldiğini söyler hep büyüklerim. Tahammül edemediğim tek nokta vardı, annelerin getirdiği sütün içinden kaymak çıkması :) Kaymaklı süt varsa da bir poşete öğretmen görmeden sütü dökerdim, eve götürürdüm:)) Sonra annem öğretmenimle konuşmuş sanırım, bir daha kaymaklı süt gelmedi...
Her ne kadar çocuk olsak da, o arkadaş ortamında kocaman insanlar olduğumuzu hatırlıyorum. Hepimiz bir birey, hepimiz kendini kabul ettirme çabasında, bu dünyada ben de varım diyebilecek miniklerdik. En çok da 23 Nisan'larda stadyumdaki yürüyüşlerimizi hatırlıyorum. Hepimize gelinlikler dikilmişti, erkeklere de damatlık. Rengarenk gelinlikler içinde saçı başı yapılmış gelinler ve damatlar, şimdi kendimize tekrar baktığımda, ne şirinmişiz diyorum.. O zamanlar şirin olabilecek kadar küçük olduğumun farkında değildim. Bu arada yanımda yürüyen minik damat arkadaşım - adını hatırlayamıyorum - yürüyüş öncesi benden baya dayak yemişti:P Ama nedendi unutmuşum :))

Kış günleri eve giderken hayalimde hep şu olurdu: " Sıcacık eve gitsem, çıtır çıtır yanan sobanın yanına otursam, annem kurufasülye getirse bana:P TRT Ankara radyosunda o huzur dolu şarkılar çalsa. Yemeğimi yesem, oyuncaklarımla oynasam..Var mı benden daha keyiflisii.. oohh "
Bu görüntü işte, seneler geçti ama kafamdaki en keskin hatıralardandır..

Cedric diyor ya, "8 yaşındaysanız..." ... Ben de diyorum ki, "6 yaşıdnaysanız, bu dünyada ben de varım diyorsunuz. Boyunuza, yaşınıza bakmadan kendi kimliğinizi ortaya koymaya çabalıyorsunuz. Ve 6 yaşındaysanız, hayat çok eğlenceli oluyor. Hele de bir anaokuluna gidiyorsanız.."

26 Şubat 2010 Cuma

1-2 Yaş Döneminde Oyun



Özellikle 1 yaşından sonra,oyun çocuklarımız için olmazsa olmaz bir ihtiyaca dönüşüyor. Her çocuğun fiziksel yeterliliği ya da ilgi alanları farklı oluyor. Ama yine de bazı genellemelere ihtiyacımız oluyor. En azından benim öyle. Ama farkettim ki 1 yaşından sonra biraz daha genel bilgilere ihtiyacım var. "Bu ay neler yapabiliriz?" yerine, "Bu sene neler yapabiliriz?" şeklinde bir araştırma bana daha uygun geldi. Yine de her an fikrimi değiştirebilirim :)

Bu konuda faydalandığım bir yazıyı sizinle paylaşmak isterim. Yazarı Prof.Dr.Yankı Yazgan.

1-2 Yaş Dönemi Çocuk Oyunları


Çocuklar büyüdükçe becerileri çeşitlendiğinden oyun ve oyuncak seçenekleri de artmakta. Bu yazıda 1 yaşından büyük çocukların ne tip oyun ve oyuncaklardan hoşlanacaklarına, çocuğunuzla birlikte yapabileceğiniz aktivitelere değineceğiz.

1-2 yaş:

Bir yaşını deviren çocuğunuz artık eskiye oranla çok daha hareketli. Emekleme ile başlayan hareketlenme yürüme, koşma, tırmanma, merdiven inip çıkma ile devam edecek. Eşyaları itmeye, çekmeye bayıldığını göreceksiniz. Bu dönemde el becerileri de hızla gelişecek. Artık oyuncaklarını üst üste koyabilecek, kutuların içine atabilecek. Dil gelişimi sürecinde öncelikle sizin söylediklerinizi anlayacak, daha sonra kendini ifade edebilmek için çeşitli yöntemler kullanacak; işaret etme gibi, daha sonra konuşacak. Çevresindeki her yeni şey ilgisini çekecek, araştırma, karıştırmaya başlayacak. Yine bu dönemde benlik kavramı gelişmeye başladığından artık “adam yerine konmak” isteyecek. İnatlaşmalara, tutturmalara hazırlıklı olun...

  • Yürümek, koşmak, tırmanmak çocuğunuzun yeni öğrenmekte olduğu beceriler. Bu becerileri iyice pekiştirebilmesi için çocuğunuzun geniş alanlarda, rahatça, tehlikelerden uzak bir şekilde hareket edebilmeye gereksinimi var. Evinizde bu amaç doğrultusunda bazı değişiklikler yapabilirsiniz. Örneğin, evinizin bir odasındaki bazı mobilyaları bir süre için ortadan kaldırarak çocuğunuza uygun hale getirebilirsiniz.
  • Ev içinde mobilyalara tutunarak sıralamaya başlayan çocuğunuz, zamanla kendi kendine yürüyebilir hale gelecek. Bu geçiş döneminde tutunup itebileceği oyuncaklar (dengeli olmak kaydıyla) gözetim altında kullanılabilir. Ayrıca, üzerine binip ayaklarıyla yerden hız alarak hareket ettireceği basit tekerlekli oyuncaklardan büyük keyif alacaktır.
  • Çocuğunuzun ev dışında koşup oynamaya da gereksinimi var. Açık, geniş alanlar çocukların kendi güç ve yeteneklerini sınamalarına olanak sağlar. Böyle bir alanda istediği kadar koşabilmek çocuğunuzun çok hoşuna gidecek. Açık alanlarda çocuğunuzla top oynamayı deneyebilirsiniz.
  • Hareketlerine hakimiyeti arttıkça oyun parklarından daha da büyük bir zevk alacak. Parkta yürümeyi, koşmayı, tırmanmayı, zıplamayı pekiştirecek. Yine de aman dikkat, olası kazaları önleyebilmek için yanından ayrılmayın.
  • Parklardaki kum havuzları çocuklar için çok cazip oyun alanları. Kum havuzunun temiz tutulduğundan emin olun. Çocuğunuzun kum yemesine ya da çevreye atmasına izin vermeyin.
  • Açık havada çocuğunuza doğayı ve canlıları tanıtın. Çevreye karşı duyarlı olması için ona örnek olmaya çalışın.
  • Çocuğunuz 2 yaşına geldiğinde oyun hamurları, kum, parmak boyaları, su ile oynamaktan çok hoşlanacak. Oyun hamurunun içinde daha az kimyasal madde olsun isterseniz, evde kendiniz de yapabilirsiniz (tarifi yazının sonunda bulabilirsiniz). Ayrıca, parmak boyası yerine gıda boyası ile renklendirilmiş yoğurt kullanabilirsiniz.
  • Çocuğunuz suyla oynarken asla onu yalnız bırakmayın.
  • Karalama yapması için mum boyalar verebilirsiniz eline, sizi yazı yazarken gördükçe o da sizi taklit etmeye çalışacak. Kullandığı mum boyaların kaliteli olmasına, zehirli maddeler içermemesine dikkat edin. Ne de olsa, uzunca bir süre daha onları yemeye çalışacak.
  • Çocuğunuzun el becerileri geliştikçe oyuncaklarıyla daha da keyifle oynayacak. Avucuna sığacak büyüklükteki küpler en sevdiği oyuncaklardan olacak. Bu küplerden kule yapmanızı isteyecek, yaptığınız kuleyi her seferinde büyük keyifle devirecek. Bir süre sonra kendisi de kule yapmaya başlayacak. Üst üste konabilecek halkalar, iç içe geçen kutular da hoşlanacağı oyuncaklardan.
  • Bu yaştaki çocuklar nesneleri birbirine uydurmaktan keyif alır. Birbirine eklenen iri parçalı oyuncaklarla (lego gibi) severek oynarlar.
  • Kutuları açıp kapamayı severler. Bu nedenle mutfaktaki tencerelerle oynamak, onlarla ses çıkarmak hoşlarına gider.
  • Şekilleri tanımaya başladığı bu dönemde nesneleri şekillerine göre sınıflandırmak hoşuna gidebilir. Kafasından gruplama, düzenleme, karşılaştırma yapabilecektir.
  • El ve göz koordinasyonunun gelişmesi ve şekilleri tanıma ile birlikte oynayabileceği oyuncak çeşidi de artacak. Elindeki nesneyi, kutunun üzerindeki aynı şekildeki bir delikten geçirmeyi becerebilecektir.
  • Bu yaşta çocuğunuz yap-bozlarla da oynamaya başlayabilir. Tek parçalı, üzerinde tutabileceği bir sapı olan tahtadan yap-bozları tercih edin. Çok küçük parçalı oyuncakların 3 yaşın altındaki çocuklar için uygun olmadığını aklınızdan çıkarmayın.
  • Çocuğunuz bir yaşını doldurduktan sonra artık sizin her yaptığınızı dikkatle izleyecek, her sözünüzü dikkatle dinleyecek. Günlük işlerinizi yaparken size yardım etmekten hoşlanacak. Sizi taklit etmeye bayılacak. Çocuğunuzu bir gün elinde süpürge büyük bir gururla odayı süpürürken görürseniz şaşmayın.
  • Taklit etme becerisini iyice pekiştirdikten sonra hayali oyunlar kurmaya başlayacaktır. Hayali oyun kurma genellikle 2 yaş civarında başlar. Oyuncak bebeğine yemeğini kaşıkla yedirecek, bebeğin kirlenen ağzını silecek, gazını çıkaracaktır. Bu yaşta oyuncak çay seti, oyuncak telefon sevilen oyuncaklardandır.
  • Çocuklar bu yaşta içine girip oynayabilecekleri çadır büyüklüğünde bezden evlere bayılırlar. Böyle bir eve para harcamanıza aslında gerek yok. Sandalyeleri karşılıklı koyup üzerlerine bir örtü örterek de aynı etkiyi yaratabilirsiniz.
  • Çocuğunuz ipinden tutup çektiğinde onun peşi sıra gelen oyuncaklar da çok keyif verir. Kimi zaman bu oyuncaklar hareket ettikçe ses de çıkarır.
  • Tüylü oyuncaklar ve bebekler 2 yaşındaki çocuğunuz için vazgeçilmez oyuncaklardır. Çocuklar bu oyuncakları kullanarak kurdukları hayali oyunlarda iç dünyalarını dışa yansıtırlar. Oyuncak bebek seçerken bebeğin canlı görünümlü olmasına, hatlarının belirgin olmasına dikkat edin. Özellikle gözleri açılıp kapanan, şarkı söyleyen, ağlayan vs oyuncak bebekler çocukları müthiş heyecanlandırır. Bebeğin giysilerinin giydirilip çıkartılabilmesi de çocuklara cazip gelir. Hele bir de banyo yaptırılabiliyorsa, harika!
  • Çocuğunuz hemen büyümek, bir an önce sizin yapabildiklerinizi yapabilmek istese de, bir yandan hâlâ çok küçüktür, ve rahatlatılmaya gereksinim duyar. Bazen bir oyuncak ya da battaniye, bazen emzik ya da parmak bu yaştaki çocuk için güven ve huzur gereksinimini karşılayabilir. Çocuğunuz bu güven nesnesini beraberinde her gittiği yere taşımak isteyebilir. Çocuğunuzu iyi hissettiren her ne ise, elinizin altında aynı nesneden birkaç tane bulundurmakta yarar var.
  • Oyuncak ayılar ve benzeri tüylü oyuncaklar çocuklara çok sempatik gelir, kendilerini rahat, güvende hissetmelerini sağlar.
  • Bu yaşta düşünsel sistemin gelişimi ile birlikte çocuğunuz nesneleri oyun içinde olduklarından farklı işlevlerde kullanmaya başlarlar. Örneğin, elindeki uzaktan kumandayı telefonmuş gibi kullanabilir, ya da mutfaktan aldığı muzla size ateş ediyor gibi yapabilir.
  • Elbette ki bunca gelişmeye karşın çocuğunuzun yaşam ile ilgili bilgi ve deneyimleri hâlâ çok sınırlı, yaşantıları üzerindeki etkileri zayıf. Bu nedenle çevresinde olan olaylardan kolayca ürkebilir. Çocuğunuz birden sudan ya da karanlıktan korkmaya başladıysa, şaşırmayın. Bu tip korkuları ile hayali oyunlar aracılığıyla başa çıkmaya çalışacak. Hayali oyunlarda “sihirli güçleri” kullanarak korkularının üstüne gidecek.
  • Çocuğunuz dil gelişiminin de etkisiyle 1 yaşından itibaren kitaplara karşı giderek artan bir ilgi göstermeye başlayacaktır. Beraber oturup kitapların resimlerine bakmaktan, okuduğunuzu dinlemekten hoşlanacaktır.
  • Bu yaş için seçeceğiniz kitabın basit ve net resimler içermesine, kalın ve sağlam olmasına dikkat edin. Gündelik yaşamda kullanılan eşyaların, hayvanların, yediği meyve ve sebzelerin resimlerini tekrar tekrar görmekten bıkmayacaktır. Basit öyküler içeren kitapları tercih edin. İki yaşından itibaren daha karmaşık öyküler içeren kitaplara geçebilirsiniz.

Bu dönemde çocuklarımızla işlevsel oyunlar oynamak da çok faydalı ve bir o kadar da eğlenceli. Bir kaç örnek için buraya.

Ayrıca,biz Betülle son zamanlarda Büyükler İçin Çocuk Şarkıları albümünü çok sık dinliyoruz.Hatta Betül dinlemek istediği zaman ses sisteminin yanına gidip açmak istiyor.Çok huzur dolu parçalar. Tavsiye ederim.


Bol oyunlu ve verimli günler herkese...





Related Posts with Thumbnails