Ana Renkler
Okul Öncesi Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Okul Öncesi Eğitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
5 Nisan 2010 Pazartesi
Haydi Öğrenelim-1-
Gönderen
Gamze
Bu sitedeki müzik aletleri kartlarını biz çok sevdik.
Ben iki sayfa olarak çıktı aldım.Bir sayfayı hiç kesmeden a4 boyutunda bıraktım .Diğer kestiğim kartları bazen üzerine koyuyoruz.Puzzle ile eşleştirme arası bir oyun türettik.Eğer sizinde çocuklarınız bu tarz oyunlara, faaliyetlere meraklıysa güzel zaman geçirilen bir etkinlik:)
22 Mart 2010 Pazartesi
Dikkat Jaws Geliyor:)
Gönderen
Hilal
Haftosunu küçük bir İstanbul kaçamağımız oldu. Ama ne kaçamak.. Bayrampaşa'nın ortasında köpek balıklarının arasında kaldık:) Yok, inanılır gibi gelmedi size biliyorum. Ben de görene kadar aynen sizin gibi düşünüyordum ama hani o Jaws serisinin korkunç kahramanı burnumuzun dibine kadar yaklaştı emin olun. Tabi filmdeki gibi devasa değildi, bir de bana çok sevimli geldi elimi uzatıp kafasını sevesim geldi:)
Sakın oyuncakçıya gittim sanmayın. Halis muhlif kanlı canlı köpek balıklarıyla görüştüm geldim:) Neyse daha fazla meraklandırmayım sizi. Forum İstanbul'daydık. Önce İKEA, sonra da hemen yanıbaşındaki Forum İstanbul'u gezdik. Tam çocuklarla gidilecek harika bir yer, ben tam not verdim doğrusu..
İster alışveriş yapın, ister oturun Gloria Jeans'de bir kahve molası verin, isterseniz de mini mini puz pateni pistinde cıvıl cıvıl çocukların içinde kayın. Dedim ya, çocuklar için harika aktivite noktaları var Forum İstanbul'da..
Turkuazoo'ya girerken kapıda bir çocuk topluluğuyla karşılaştık. Büyük ihtimalle bir anaokulundan geliyorlardı. Onlarla gezmek daha bir zevkli oldu. Meraklı bakışları ve heyecanlı sorularıyla hepimizi etkiledi çocuklar. Akvaryumların önündeki açıklamaları okuyup bol bol yorum yaptılar.
Hiç görmediğim bir sürü balıkla tanıştım ben de çocuklar gibi şen bir şekilde. Malum yanımızda onlarca çocuk varken, biz de çocukluk yıllarımıza dönüverdik:) Hazır bekliyomuşuz meğer:))
İşte bu minik parmaklar, küt burunlu ilginç balık amcaya selam veriyor. Diğer resimdeki vantuz amcanın kuyruğu da abartısız 2m. kadar vardı..
Yılan balıkları, piranalar, benekliler, amazondan gelenler, köpek balıkları, deniz yıldızları, yengeçler ve daha neler neler... Çocuklar hepsini bir arada görerek öğrendiler. Dalgıçların elinde hiç görmedikleri kabuklu deniz canlılarına dokundular.
Rengarenk harika balıkların görsel şölenlerini izlediler. Bazen gördüklerinin bir balık mı yoksa kuş mu olduğunu bilemediler. Suyun içinde olduğuna göre balıktır dediler...
Akvaryumlar çok çok büyüktü, ama onlardan da güzeli tünel kısmı idi. Tünelde tamamen suyun içine girmiş hissine kapılıyorsunuz. Yürüyen bandın üzerinde tünelden geçerken harika bir görsel şenlik yaşıyorsunuz...
Bu kocaman vantuzları görüyor, dalgıçların elindeki yiyecekleri nasıl da oburca hüplettiklerine şahit oluyorsunuz. Daha görmediğim ne çok canlı vardır kimbilir diye de kendinizi düşünmekten alamıyorsunuz...
Büyük küçük bir çok deniz canlısını burada görüyorsunuz. İsterseniz köpekbalıklarının yanına dalabiliyorsunuz da. Ben o kadarına cesaret edemezdim doğrusu:) Her ne kadar şirin görünseler de cesaret işi :))
Bakın sivri dişleri ile ne kadar da sevimli Jaws kardeş:))
Tünel çıkışında da benim çok da anlam veremediğim bu korsanlarla karşılaşıyorsunuz:)) Sanırım görselliği canlı tutmak, zenginleştirmek istemişler... Her ne kadar bana anlamsız gelse de, çocuklar bunları da çok sevdiler.
İşte bu da tünelin genel görüntüsü.. Gerçekten harikaydı, aklım orada kaldı, o sessiz sular ülkenin çok sesli korosunda kaldı aklım... İstanbul'da iseniz veya yolunuz düşerse, gitmeye çalışın bence. Çocukla gezilecek çok şirin yerlerden Turkuazoo...
Etiketler:
aktivite,
annelik üzerine,
bebekle gezme,
Çocuk Eğitimi,
Çocuk olmak,
Hilal,
Okul Öncesi Eğitim,
oyun,
öneriler
·
17
yorum
15 Mart 2010 Pazartesi
Babaanne Sandığından İnciler
Gönderen
Hilal
31 senelik babaannem ama hala kapalı kutu sanki. Mübarek her gün yeni bir deyim, her gün yen bir atasözü.. Ben bile şaşırıyorum. Ya bu sözleri kendisi söyleyiveriyor – ki öyleyse bravo demek az kalır – ya da eskiler çok çok özlü söz konuşurlarmış ki babaannemin aklında da onlar kalmış ve yeri zamanı gelince gün yüzüne çıkarıveriyor sandığından..
Geçenlerde bana gelen bir arkadaşım, xxl bir anne, 2 çocuğunu salıverdi ortalığa benimle sohbete başladı. Bu sırada çocuklar mutfak oda demeden dere tepe düz gittiler.. Ee çocuk bunlar elbette yapacaklar , yaramazlık da hakları.. Hele de anneleri hiç seslenmiyorsa.. Annelik bu kadar xl olmayı götürür mü dedim içimden kendi kendime. Yani gittiğin yerde salmak, arkasını aramamak, ev sahibini nasıl bir sıkıntıya soktuğunu anlayamamak… Nasıl bir şeydir? Çocuk bu, bırakırsan şekerliği alır eline yalar, hazırladığın pasta tabaklarına elini atıp rastgele birinden bir parça koparır atar ağzına.. Sen misafir çocuğu diye bir şey diyemezsin ama için içini de yer.. xl annenin devreye girmesini beklersin, anne oralı olmazsa artık bu durumda kendi çözümünü üretme yoluna gidersin. Kendince anlatırsın çocuğa da çocuk ya anlar ya anlamaz.. Ya pasta tabakları elinde koştururken aklın mutfakta kalacaktır, ya da içerde hangi dolabına el atılmış düşüncesindesindir:)
Günün sonunda ne mi olur peki? Sohbet edilmiş, gülünmüş eğlenilmiştir. Her şey güzeldir ama yerli yerinde değildir. Ama bir şey vardır ki yerindedir, zamanındadır, tam isabettir, harikadır.. Ne midir o? Elbette babaanne sözü.. Kitap gibidir babaanne, söyledi mi isabet ettirir lafı varacağı menzile..”Et topağı olanın, ip yumağı olmaz”… Ee büyükler doğru demiş ama, yeni neslin pek haberi yok gibi :)Zira o ip yumağından bir türlü vazgeçemeyenler de oluyor işte hayatta:)
Selametle..
11 Mart 2010 Perşembe
TRT Ankara Radyosu ve Bir Tabak Kuru Fasülye
Gönderen
Hilal
5 yaşımda anaokuluna başlamıştım. Hafızam şimdilerde çok iyi olmasa da küçüklüğümde yaptığım - yaşadığım şeyler dün gibi aklımda. Aradan yıllar geçse ve üzerine beynim bir sürü bilgiyi kaydetse de, o günler hiç silinmedi çok şükür. Sanırım çocuğun henüz yeni yeni işlenen beyni, olabilecek her ayrıntıyı yazıyor zamanı gelince hatırlansın o eski günler diye..
Anaokuluna gitmem benim için gerçekten çok faydalı oldu. İlk sene korkarak başladığımı hatırlıyorum. Kırmızı çok şirin kıyafetlerimiz vardı. Acaba diyorum kırmızıyı o nedenle mi çok seviyorum:) Korkarak başladığım anaokuluna, sonraki sene ben kendi isteğimle gittim. Aslında mahallede haddinden fazla arkadaşım vardı, ama anaokulunun yeri de her zaman farklı oldu. Oyun oynarken öğrenirdik, birlikte yemek yerdik, öğretmenimiz - ismini hala hatırlıyorum - bize çok güzel şarkılar öğretirdi.
Her gün bir anne kek, pasta , börek , çörek getirirdi. Çocukken yemekle pek aram olmadığını, anaokulundan sonra düzeldiğini söyler hep büyüklerim. Tahammül edemediğim tek nokta vardı, annelerin getirdiği sütün içinden kaymak çıkması :) Kaymaklı süt varsa da bir poşete öğretmen görmeden sütü dökerdim, eve götürürdüm:)) Sonra annem öğretmenimle konuşmuş sanırım, bir daha kaymaklı süt gelmedi...
Her ne kadar çocuk olsak da, o arkadaş ortamında kocaman insanlar olduğumuzu hatırlıyorum. Hepimiz bir birey, hepimiz kendini kabul ettirme çabasında, bu dünyada ben de varım diyebilecek miniklerdik. En çok da 23 Nisan'larda stadyumdaki yürüyüşlerimizi hatırlıyorum. Hepimize gelinlikler dikilmişti, erkeklere de damatlık. Rengarenk gelinlikler içinde saçı başı yapılmış gelinler ve damatlar, şimdi kendimize tekrar baktığımda, ne şirinmişiz diyorum.. O zamanlar şirin olabilecek kadar küçük olduğumun farkında değildim. Bu arada yanımda yürüyen minik damat arkadaşım - adını hatırlayamıyorum - yürüyüş öncesi benden baya dayak yemişti:P Ama nedendi unutmuşum :))
Kış günleri eve giderken hayalimde hep şu olurdu: " Sıcacık eve gitsem, çıtır çıtır yanan sobanın yanına otursam, annem kurufasülye getirse bana:P TRT Ankara radyosunda o huzur dolu şarkılar çalsa. Yemeğimi yesem, oyuncaklarımla oynasam..Var mı benden daha keyiflisii.. oohh "
Bu görüntü işte, seneler geçti ama kafamdaki en keskin hatıralardandır..
Cedric diyor ya, "8 yaşındaysanız..." ... Ben de diyorum ki, "6 yaşıdnaysanız, bu dünyada ben de varım diyorsunuz. Boyunuza, yaşınıza bakmadan kendi kimliğinizi ortaya koymaya çabalıyorsunuz. Ve 6 yaşındaysanız, hayat çok eğlenceli oluyor. Hele de bir anaokuluna gidiyorsanız.."

















