Ana Renkler

Çalışan anne olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çalışan anne olmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2010 Pazartesi

Nasıl Süt Sağılır?



Özellikle çalışan anneler için bir hayat kurtarıcıdır süt sağma makineleri. Doğum izni topu topu 4 ay sürer, bunun bir kısmı da mecburen doğum öncesi kullanıldığından çocuğunuzla doya doya geçireceğiniz birkaç ayınız vardır sadece. Bu süre içeisinde yeni doğum yapmış anne öncelikle sütünü artırmaya çalışır. Çocuk ne kadar emerse, o kadar süt üretir vücut. Kimyası, doğası böyle bu işin, böyle yaratılmışız. Bunun dışında iki önemli faktör daha var - ki ben bunları sadece kendi tecrübelerimi göze alarak yazıyorum - süt artırmak için dinlenmek ve sıvı alımı çok önemlidir. Ben zaten suyu seven biri olduğumdan bu konuda sıkıntı çekmedim. Çok dinlendiğimi, çocuk uyudukça uyuduğumu söyleyemem ama sıvı alımı ve bol bol emzirmek çok faydalı oldu bunu söyleyebilirim.

İlk zamanlar süt bol oluyor, çocuk tam ememediği için belki, belki de sütün artması için böyle bir yaratılış hikmeti var ortada, çocuk emdikçe de sütünüz artıyor. İlk zamanlar sütün üretimini vücut ayarlamaya çalışırklen bir kısmı da akarak boşa gidiyor. İşte bu esnada süt sağma makineleri önem kazanıyor. Bu süre esnasında, özellikle işe başlamadan önce sütünüzü sağarsanız, işe başladığınızda veya acil bir işiniz çıktığında bu sütler sizin hayat kurtarıcılarınız oluyor. Burada dikkat edilmesi gereken, sütün üzerine mutlaka tarih ve kaç cc olduğunu yazmak ve dondurucuya öyle kaldırmak. En eski tarihliden başlayarak çocuğa vermelisiniz ki, bir nevi son kullanma tarihi geçmesin :) Bunu sadece çalışan anneler olarak da düşünmeyin, birkaç saatliğine bebeğinizi bırakıp çıkıp bir hava almak isterseniz, sütünüzü bırakıp gidebilirsiniz. Böylece aç kalmayacağı için sıkıntı da olmayacaktır. Ayrıca günlük bebeğinizin içtiği süt miktarını da birkaç gün içinde anlıyorsunuz. Buzluktan o ölçüde  süt çıkarırsanız bebeğiniz aç kalmaz, sizin de içiniz rahat eder işyerinde.

Süt ne sıklıkla sağılmalı?
İşe başladıktan sonra - veya bebeğiniz sütü sizden emmiyorsa - süt sağma makinelerinizi çıkarın ortaya. Hummalı bir çalışma başlıyor. Ben işe başladığımda bebeğim 3 ay 3 haftalıktı. Yani sadece anne sütü alınan bir dönemdi. İlk günler evdeyken sağıp depoladığım sütlerden kullandım. İşe gittiğim ilk gün yanımda süt sağma makinem de vardı elbet. O zamanlar 2 saatte bir sağıyordum. Bebek büyüdükçe 3 saatte bir sağmaya başladım. Sonra da 4 saatte bir sağdım. Yaklaşık 6. aya kadar 2 saatte bir, 6-9 ay arası 3 saatte bir ve sonrasında da 4 saatte bir sağdım. 1 Yaşından sonra 6 saatte bielsağsanız yeterli olur kanaatindeyim. Tabi herkes bunu kendi durumuna göre de ayarlamalı.

Sütün azalmaması için nasıl sağılmalı?
Sütün azalmaması için - ve hatta artması için - sağma işlemini göğüste süt kalmayana kadar yapmalısınız. Her sağışta da her iki göğsü de mutlaka boşaltmalısınız. Yani, ben öyle yaptım ve faydasını gördüğüm için böyle yazıyorum. Mutlaka ki başka yöntemler de vardır. Tabi tüm bunları yapabilmek için süt sağacaınız uygun bir ortam ve anlayışlı bir işvereniniz olmalı. O yönden çok şükrediyorum. Yok anlayışlı bir işvereniniz yoksa bile, günde 1,5 saat süt izniniz oluyor bebeğiniz 1 yaşına gelene kadar, işverene kanunlar hatırlatılabilir bu durumda. Ayrıca sütün azalmaması için süt sağma satini sakın geçirmeyin. Mecbur kalıp bir kez geçirdiyseniz de üzülmeyin, hemen sağın, donrasında dikkat edin bir sıkıntı olmuyor.

Ne tür pompa kullanılmalı?
İşe başlamadan önce yoğunlukjla bu sorunun cevabınbı bulmaya çalkıştım. İnternette biraz dolaşırsanız çoğunluk annelerin medela'nın elektrikli pompasını önerdiklerini göreceksiniz. Kullanan bir arkadaşım vardı hatta, çok memnundu. Ancak cidden traktör sesi gibi ses çıkarıyordu. Sanırım tek eksi alacağı yönü bu.. Ben özellikle elektrikli istiyordum ama manuel avent pompa kullandım. Manueli ilk başta neden istemedim derseniz, internet araştırmalarım sonucu manuellerin acıttığı ve hatta yara yaptığına dair bir sürü yazı okumuştum. Ancak hiç de öyle olmadığını gördüm. Yalnız bunu derken tüm manuel pompalar için diyemem, mutlaska ki acıtanları vardır. Onca anne muzdarip olup yazmış zira. Ben yukarda fotoda gördüğünüz avent pompayı kullandım. Öyle memnun kaldım ki size anlatamam. Şükürler olsun hiçbir sıkıntı da yaşamadım. Masaj başlığı ile ilgili yazıyı okumak için tıklayın. Okuduktan sonra geri dönmeyi unutmayuın :))

Pompa Nasıl Temizlenmeli?
İşyerinde her kullanımdan sonra yıkayıp, güzelce kuruluyordum. Elbette bu yeterli değil anck işyerinde başka yapabieceğim bir imkan - kaynatmak gibi - yoktu. Evde de yien avent sterilezatör kullanıyordum. Ancak doğrusunu söylemem gerekirse ilk başlarda sıkça kullansam da sonraları haftada bir steril etmeye başladım. Bu benim yöntemim sevgili anneler, siz yine uzmanlara danışın dilerseniz..

Soğuk süt bebeğe verilmeden önce nasıl ısıtılır?
Sütü buzluktan çıkarıyorsanız, öncelikle kendi kendine buzunun çözülmesini bekleyin. Ben yeterli zamanı ayarlayıp, sütü buzluktan buzdolaına çıkarıyordum. Buzdolabında buzu çözülen sütü de bebeğe vermeden önce biberona koyup benmari usulü kaynar su ile ısıtıyordum.

Nasıl bir biberon?
Bebeğe biberon seçerken çok dikkat edilmeli. Her gün biberonla süt içiyorsa bebeğiniz, biberon seçimi çok çok önem kazanıyor. Bilirsiniz, biberonla süt içerken içindeki hava biiter ve bebek biberon emziğini ağzından çıkarıp hava almasını sağlamazsa süt az gelir. Bunu yaşamamak için ben Dr Browns ve Avent biberon tercih ettim. Biberon emziğimiz de 3 noktalı olduğundan, ilk zamanlar tek nokta kullanıyordum. Sonraları 2 ve 3. noktalara geçtik. Bu biberon emziklerini de şiddetle öneririm.  

Süt sağma ile ilgili bu ilk yazım olsun. Daha yazacaklarım var ilerki günlerde de kısmetse onları paylaşmaya çalışayım. Sormak istediğiniz bir soru olursa ve yardım edebilirsem de çok sevinirim. Sevgiyle kalın...

 

25 Mart 2010 Perşembe

Ferrarisini Seven Bilge



Kitap tanıtımı yapmayacağım yanlış anlaşılmasın :) Bugün meslek farklılıklarımız ve anne - baba olunca bir anda zenginleşiveren meslek renklerimizle ilgili birkaç şey paylaşacağım...

Malum her çocuk farklı, istekleri, gelişimleri, yeme-içme tarzı, oyuncak seçimi, ihtiyaçları.. İkizler bile bambaşka haller sergilerken, bunca farklılığın olması da elbette ki çok normal. Bizim minik bey mesela, tekeri olan her türlü alet-edevat onun için oynamaya değer.. Sokakta park halinde duran araçların tekerlerinden tutun, bir çocuğun sürdüğü bisiklete kadar, ne kadar tekerli şey varsa aklınıza gelen, bizimkinin aklı orada.. Evde bir filomuz var sürekli genişleyen... İçlerinden bazıları gözde, bazıları ise daha az akla gelir cinsten... Ee durum böyle olunca, taze anne olarak ben tabi hemen bunu gelecekle ilişkilendirip "bu çocuk büyüyünce bir nakliye firmasının sahibi olacak" deyiverdim:) Oysa ki liseye gidene kadar avukat olmak için can atan ben, sonrasında fikir değiştirip mühendis oldum da bu hızlı değişime ben bile inanamadım. Ne çabuk hayallere kapılıyoruz çocuklarımız söz konusu olunca... Her yaptıklarını birşeylere sebep - sonuç gösteriveriyoruz.. Ya da sanırım ben öyleyim :)


Bir çocuğunuz olunca, mesleğiniz ne olursa olsun çeşitleniveriyor uğraşı alanlarınız. Bir öğretmenseniz, mühendislik dalında çalışmalara imza atabiliyorsunuz; muhasebeci iseniz, eğitim dalında ek çalışma yapıyorsunuz yavrunuzun yanında. Karşılaştığınız sorunlara çözüm üretebilmek için yeri geliyor bir ar-ge departmanı gibi çalışıyor, fikir üretiyorsunuz. bizim çocuğun sabaha karşı ıslanmalarına eşim tarafında harika bir öneri geldi mesela. "bez firmaları, ürettikleri beze ne kadar sıvı alacağını yazsınlar:) " .. " 130 cc'ye kadar taşıma kapasitelidir, sızdırmaz, yüksek emiş gücüyle bebeğinizin popişi kuru kalır:P "  Yeri geliyor reklamcı yönünüz de ağır basıp, ar-ge faaliyetleri neticesinde elde ettiğiniz yeni ürünün reklam çalışmalarını bile tamamlıyorsunuz:)) " en iyisi 130cc, biz daha iyisini yapana kadar:) "


Yeni patron o mini mini eller oluyor hayatınızda. Beklemeye tahammülü olmayan, sistematik, uğraşı gerektiren bir patronunuz daha oldu işte, hayırlı olsun :) İşyerinde atölye denetimine çıktığınızda, eve gidince kendinizin de denetleneceğini unutmayın sakın:) Altını zamanında değiştirmezseniz, yemeğini zamanında vermezseniz, patron hemen tehlike sinyallerini vermeye başlar. Sonuçlar da size kdv olarak döner tabiki pişik, huysuzluk veya ağlama olarak...

Mesleki farklılıklarımız olsa da, uğraşı farklılıklarımız olsa da, tüm anne babalar " ebeveyn" olma çatısı altında buluşuyorlar ortak payda olarak.. İşiniz ne olursa olsun, yeter ki evdeki patronunuz iyi olsun)

Tüm minik patronları öpüyorum. Sevgiyle kalın...

8 Mart 2010 Pazartesi

Yeni Dünya Düzeni İçimizdeki Anneyi Öldürüyor Mu?

 

Fıtri bir olgu olan annelik ve yuvasını koruyup kucaklama, her kadınınen erken tanıştığı hislerdendir. Erkek çocuk arabalarıyla oynamayı tercih ederken, kızlar ellerine oyuncak bir bebek alıp onu ayaklarında sallamaya, biberonla beslemeye, onu koruyup kollamaya çalışırlar. Hatta gördüğüm bazı çocuklar bu hisleri o kadar yoğun yaşıyorlar ki, oyuncakları yaşıyormuşçasına ona annelik yapmakta sınır tanımıyorlar. Peki bu nasıl açıklanabilir? Ona daha minicikken anneliği öğreten kimdir? Elbette kendi annesini modelliyor, onun kendini doyurduğu gibi o da bebeğini doyurmaya çaışıyor. Ama bunu hep kızlar yapıyor, erkekler kamyon kasalarına kum doldurup boşaltırken.. Yani onlar da fıtratları gereği evin dışındaki işleri yerine getirmeye alışma  ve çalışma çabasındalar.. 

Fıtri olarak içimize verilen bu yuva yapıcı - dişi kuş - luk, zamanla sekteye uğruyor, onun önüne başka şeyler geçiyor sanki son zamanlar. Eski anneler yavruları ile bizzat kendileri ilgilenirken, yeni dünyanın yetiştirdiği biz anneler yavrularımızı bir başkasına ( bu kim olursa olsun ) teslim edip, sabahın seher vaktinde evimizden çıkıveriyoruz hiç düşünmeden. Düşünüyoruz aslında. Yeni dünya düzenine göre programlanmış beynimiz anında sıralayıveriyor nedenleri ve sebepleri.. "Çocuğum için" diyoruz, "kariyerim için" diyoruz, "Bir kadının çalışması şart" diyoruz, "okudum boşa mı yoruldum çalışmak zorundayım" diyoruz... Tabi bu mazeretlerin ardı arkası kesilmiyor. Kendimizce biz sıraladıkça vicdanımızı temize çıkarıyor, içimizi ferahlatıveriyoruz.. Peki ya asli görevimiz olan anneliğimiz? Yeni dünya düzeni içimizde - ufacık yaşlarda - filizlenen anneyi öldürdü mü? Değiştirdi mi yoksa? Ne oldu o koruyucu anneye? Yanında olamadığımız çocuğumuzu da bu yeni dünya çarklarında biletiyor, onu da bu şartlara hazırlıyoruz.. Sonra da "Ahh nerde o eski zamanlar " diyoruz.. Oysa biz eski biz olsak, zaman yine eskisi gibi gül kokacak, haberimiz yok..
Unutmayalım, sabahın seherinden akşamın kör karanlığına kadar dışarda olan bir "Anne", asli işini bırakıp teferruatlara takılıp kaldıkça, ne istediği gibi bir evlat yetiştirebilecek, ne de bu kapitalist düzeni doyurup sonunda kendi de kemale erebilecek. Çok işi bir arada yapmaya çalışma çabasındansa, asıl olan ve ASİL olan görevlerimize yoğunlaşalım.. Unutmayalım, Fatih'ler kolay yetişmiyor.. Onları yetiştiren anneler de hala anılıyor yüzyıllar sonra..
Bir çelişki: Bu yazıyı yazan anne de sabah 7den akşam 19'a kadar ev dışında çalışmaktadır??? Ama onun çalışması, yukarda yazılanlarla yaptıklarının çelişmesi, yazılanların doğruluğunu değiştirmiyor.. Vesselam..

22 Şubat 2010 Pazartesi

Çalışan Anne Masalları - İlk Ayrılık




Çalışan bir anne iseniz, hamillikte en büyük hesap kitap işiniz izne ayrılma döneminizin ayarlanması ile başlıyor. Malum 4 aylık bir izin dönemi oluyor. 2 ay doğum öncesinde, 2 ay da doğum sonrasında. Ama doktorunuz çalışabilir raporu verirse, doğuma 3 hafta kalana kadar çalışabiliyorsunuz. Eminim benim gibi birçok anne de 3 hafta kalana kadar çalışmayı tercih ediyor. Malum doğum sonrası yavru ile daha fazla vakit geçirebilmek adına yapılıyor bu tercih.
Birçok uzman bu konuda annenin hamilelik sonlarına yakın – 2 ay kala – izne ayrılmasının daha doğru olduğunu söylüyor ama annelik içinize bir kez yerleşti mi kendinizden evvel “O” oluyor ve onu düşünerek hareket ediyorsunuz. Tabi hamilelik süreciniz de sıkıntılı değilse çalışmayı tercih ediyorsunuz. Kendi adıma hamilelikte çalışmanın bana çok iyi geldiğini söyleyebilirim. 5 Kasım’a kadar çalıştım ve 20 Kasım’da da oğlum dünyaya geldi. Yani doğumdan önce ancak 2 hafta evde kalabildim:)
Doğum sonrası izniniz hiç bitmeyecek gibi geliyor, uzunca bir zaman birlikte olacağım diye düşünüyorsunuz ama klişeleşmiş bir tabir vardır- sayılı gün çabuk bitiyor-. Evet o gün gelip çattığında, her şeyi hazırlamış olmalı ve tüm planları yapmış olmalısınız. Mesela bebeğinize nasıl süt vereceksiniz? Malum çalışmaya ben başladığımda oğlum henüz 3 ay 3 haftalıktı. Evde kaldığım süre içinde sürekli çalışan annelerin nasıl süt verdikleri ile ilgili araştırmalar yaptım. Hangi pompayı kullanmalı, sütü nasıl saklamalıydım? Yaz dönemleriydi ve o sütü eve gidene kadar nasıl korumalıydım? Kaç saat ara ile sütü sağmalıydım?
İşin bir de şu boyutu var ki süt sağmak için uygun ortamı bir annenin bulabilmesi, kendini rahat ve güvende hissedebilmesi çok önemli. Tüm bu süt sağma ile ilgili soruları bir başka postta yanıtlamaya çalışacağım.
Diğer yandan ilk gün işe başladığınızda hem bir heyecan – ki 4 aydır işinize gitmiyorsunuz- , hem bir endişe – bebeğinizden ilk kez ayrılıyorsunuz – hem de bir şaşkınlık – yeni bir düzen kurma çabası – yaşıyorsunuz. Süt izninden dolayı bir düzenleme gerekiyor, yöneticiniz ile bunu ayarlamanız gerekiyor. İlk gün işe geldiğinizde sebepsiz gözleriniz doluyor, kimseye belli etmemeye çalışıyorsunuz. Diğer yandan işinizi giderken devrettiğiniz vekâletinizden geri işinizi devralıyorsunuz ki işi çok iyi yapmış olsa bile mutlaka yapacağınız çok iş birikmiş oluyor. Tüm bu işleri yoluna koyma çabasının yanında, size sevgiyle bakan bir çift göz geliveriyor gözlerinizin önüne. Hemen dönüp saate bakıyor, akrep ve yelkovanı arkasından hızla ittirmeye çabalıyorsunuz vakit hızlıca geçsin de kavuşalım diye. Vakit gelip eve doğru yola koyulduğunuzda ise, sabahtan beri ayrı kaldığınız saatlerin acısını ayaklarınızdan almak istercesine koşturarak gidiyorsunuz eve. İçeri girip de onu ilk gördüğünüzde, onu nasıl bırakabildim, tüm gün ne hissetti acaba diye düşünüp duruyor, dünyaya onun gözleriyle bakma çabalarına giriyorsunuz.. Yine klişeleşmiş bir tabir ama zaman her şeyin ilacı sanırım. Zamanla siz de, bebeğiniz de yeni düzene alışıyorsunuz. Siz her gün eve gideceğiniz saati gözlemeye, bebeğiniz de hava kararınca sizin gelmenize alışıyor.. Tabi sabah gitmelerinizde zaman zaman ağlamaları, akşam eve geldiğinizdeki sevinci ile telafi etme çabalarına girişiyorsunuz anne yüreğinizle. Gel – gitleriniz bol oluyor bu dönemler.. Çalışmak ve çalışmamak adına bir sürü senaryo üretiyor beyniniz.. Onun için, kendim için deseniz de, eminim ona sorsanız “benim için en iyisi yanımda olman anne “ diyecek, bunu biliyorsunuz.. Ve konuşmaya başlayacağı anları hem bir sabırsızlıkla bekliyor, hem de konuştuğunuzda içinizin yanacağı neler duyacaksınız bunları tahmin etmeye çalışıyorsunuz.. “Gitme” demesi gibi..
Hala bir arayıştayım, çalışmalı mı çalışmamalı mı? Öncesinde sorsanız elbette çalışmak derdim. Ama anne olunca bu soru beynime çakıldı resmen.. Hala arıyorum, siz cevabı bulursanız bana da anlatın olmaz mı?


 

18 Şubat 2010 Perşembe

Çalışan Anne Masalları-1



Yazmaya atölyenin ortasında, denetimin en can alıcı noktasında başladım.
Aslında iyi de oldu bu yoğunluk.
Çalışan anne olmak nasıl bir şey, onu anlatacaktım..
tam da zamanını buldu işte…

Tüm gün atölyede koşturmuş, denetçilerin acımasız sorularına cevap vermeye çalışmışken, ayaklarınızın ağrısını yüzünüze yansıtmamaya çalışmış, yorgun ve uykusuz göz kapaklarınızın üzerine her dakika binen o müthiş ağırlığın giderek çoğaldığını hissetmişken…
Neskafenin dibine vurmuşken ve gelişen tüm aksilikleri rapor etmeniz söylenmişken, aklınıza geliverir madalyonun bir diğer yüzü…

Tüm bunları hiç yaşanmamış farz etmeli, evinizden içeri adım attığınızda, yüzünüzde bir gülümseme yürüyebilmelisiniz anne iseniz. Çünkü evde bekleyen o masum bakış, sizin gün içinde ne gibi badireler atlattığınızla hiç ama hiç ilgilenmez. Onun için bir oyuncakları, bir tanımaya çalıştığı koskocaman dünya denen bir şey, bir de bu koskoca dünyada sığınacağı siz varsınızdır sadece. Üstelik sabah 7de evden çıkmanıza, akşam 7de eve girmenize de bir türlü anlam veremez bu minik yürek. Kariyer yapmanız, para kazanmanız onun umurunda değildir. O sadece sizi özleyip, sizi beklemişken, bir kenara çekilip yoruldum diyemezsiniz. Birazdan devam edelim annelik mesleğine diyemezsiniz.. Bunun bir molası yoktur, bunu taa hamileyken fark edersiniz. Artık her şeyiniz o minik yürek olmuştur. Tüm gün atölyede o minik elleri düşünerek yürürsünüz. Aklınızda hep o vardır ama siz revize edilecek ürünleri düşünür, üretimi tamamlanmış ürünleri son kontrole alırsınız. Oysa bedeninizin de okkalıca bir kontrole ihtiyacı vardır ama duymazdan, görmezden gelirsiniz kendinizi.

Her şeye rağmen, ne kadar yorulsanız, ne kadar bitkin düşseniz de, evde sizi bekleyen o minik şarj cihazınızı düşünür ve hemen boşalan yetilerinizi doldurmaya gidersiniz. Ve her gün yeniden ve yeniden şükredersiniz…

Çalışan anne olmakla ilgili paylaşacağım çok şey var…zamanı geldikçe…ilk bu yazımla başlamış olalım. Yazının başı bir mekanik atölyesinde başlamış olup, minik yüreğin bulunduğu evde devamı getirilmiştir. İçimin en derinini hissettiremesem de, içimdekileri çok kolay yazıya dökemesem, kendimi ifade edecek kelimeleri özenle seçemesem de, ana hatlarıyla da olsa umarım anlatabilmişimdir nedir çalışan anne olmak.. nice yazılarda görüşmek dileğiyle…
Related Posts with Thumbnails