Ana Renkler

Çocuk Eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk Eğitimi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2010 Salı

Ben de bir bireyim artık!



Kızımın 16. ayı doluyor bugün. Özellikle yürümeye başladığından,yerlerden kalkıp dik durmaya başladığından beri daha da bir büyüdü gözümde. Artık bebek değil de bizler gibi birer birey olduğunu hissettiriyor bizlere. İstekleri daha net,alışkanlıkları daha keskin. Onun da zevkleri var. Yapmak istedikleri,istemedikleri..  Yeterli gördükleri,doyamadıkları..  Sosyal hayatın içinde o da artık aktif rol alabiliyor. Dışarıda insanların arasına karışıp,parkta oyun oynayan büyüklerine eşlik ediyor. Yanlarında durup “beni de aranıza alın” der gibi sabırla bekliyor ve tebessüm ediyor mutluluktan.( Ama sabrı çabuk tükeniyor :) ) Öğlenleri uyku saatinin geçirilmesini sevmiyor. Sabah uyanınca ve gece uyumadan önce sütünü içsin,ballı ve ılık olsun istiyor. Hoşuna giden bir şey gördüğünde, gülerken benim ve babasının yüzüne,gözlerimizin taa içine bakıyor,sevincini paylaşmak istiyor,tepkimizi izliyor.  Bulaşık makinesini boşaltırken bana yardım etmeyi artık kendi görevi biliyor. O çıkarıp veriyor,ben yerine yerleştiriyorum. Ve bundan büyük keyif alıyor. İşe yaradığını,büyüdüğünü hissediyor adeta. Beraber bir iş yapmanın keyfine varıyor.Ve daha bir çok şey..

Asıl iş bundan sonra başlıyor sanki. Sınırları koymanın ve ona belli etmenin zamanı artık. Ona bir birey olduğunu sonuna kadar hissettirmeli,fikirlerine değer vermeli,isteklerine saygı duymalı. Ama sınırları en baştan belirlemeli ve de ona belli etmeli.Yoksa  her istediğini yaptıran bir çocuk yetiştiriyor olmaktır bunun aksi.

Bizim nesil,hatta bizden önceki nesiller daha sık duyardı: “Sen sus,daha küçüksün, anlamazsın”, ”Büyüklerin işine karışılmaz” türevi cümleleri. Neyse ki artık anne-babalar bu konuda daha duyarlı. Minicik çocukların bile fikri soruluyor. Ama Hilal’in de anlattığı gibi evdeki küçük patronlar olmalarına izin vermeden,fikir sormak sonra da gerekeni en adil şekilde yapmak doğru olanı.Adil olayım derken,ipleri onların eline vermemeli.

Uzmanlara göre biz çocukların hayatına göre değil,onlar bizim hayatımıza göre yaşamalıymış. Bu elbette onları kendi hayat koşuşturmamıza birebir dahil edelim demek değil. Ama tamamıyla onlara göre bir düzen oluşturmak yerine,bu düzen içerisinde kendimize de özel bir alan bırakabilmek,onları da bu düzene adapte bir forma kavuşturmak,orta noktaya yakın bir yerlerde buluşmak belki de..

Dünyanın  ne onların etrafında ne de bizim etrafımızda dönmediğini anlatabilmeli onlara.Bunu onların iyiliği için yapmalı. İleri de daha gerçek (!) hayata dahil olduklarında daha az üzülsünler,daha az kalp kırıkları olsun diye.

Kendi iç seslerimi,biraz dışa yansıtma oldu biraz bu yazı. Yapılacaklar bana göre belli ama teorikte.. Pratiğe dökülmesi de umarım aynı şekilde başarılı olur.

Yeri gelmişken küçük bir hatırlatma.. 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ve 9 Aralık 1994 tarihinde T.B.M.M. tarafından kabul edilmiş olan "Çocuk Haklarına Dair Sözleşme"yi herkes mutlaka okumalı,haberdar olmalı. Önce biz bilelim,onların haklarına saygı gösterelim ki,ileri de onlar da haklarına dört elle sarılabilsinler,sahip çıkabilsinler.
Okumak isteyenler buraya. 
Minik bireylere kucak dolusu sevgiler..





22 Mart 2010 Pazartesi

Dikkat Jaws Geliyor:)



Haftosunu küçük bir İstanbul kaçamağımız oldu. Ama ne kaçamak.. Bayrampaşa'nın ortasında köpek balıklarının arasında kaldık:) Yok, inanılır gibi gelmedi size biliyorum. Ben de görene kadar aynen sizin gibi düşünüyordum ama hani o Jaws serisinin korkunç kahramanı burnumuzun dibine kadar yaklaştı emin olun. Tabi filmdeki gibi devasa değildi, bir de bana çok sevimli geldi elimi uzatıp kafasını sevesim geldi:)



Sakın oyuncakçıya gittim sanmayın. Halis muhlif kanlı canlı köpek balıklarıyla görüştüm geldim:) Neyse daha fazla meraklandırmayım sizi. Forum İstanbul'daydık. Önce İKEA, sonra da hemen yanıbaşındaki Forum İstanbul'u gezdik. Tam çocuklarla gidilecek harika bir yer, ben tam not verdim doğrusu..


İster alışveriş yapın, ister oturun Gloria Jeans'de bir kahve molası verin, isterseniz de mini mini puz pateni pistinde cıvıl cıvıl çocukların içinde kayın. Dedim ya, çocuklar için harika aktivite noktaları var Forum İstanbul'da..


Turkuazoo'ya girerken kapıda bir çocuk topluluğuyla karşılaştık. Büyük ihtimalle bir anaokulundan geliyorlardı. Onlarla gezmek daha bir zevkli oldu. Meraklı bakışları ve heyecanlı sorularıyla hepimizi etkiledi çocuklar. Akvaryumların önündeki açıklamaları okuyup bol bol yorum yaptılar.



Hiç görmediğim bir sürü balıkla tanıştım ben de çocuklar gibi şen bir şekilde. Malum yanımızda onlarca çocuk varken, biz de çocukluk yıllarımıza dönüverdik:) Hazır bekliyomuşuz meğer:))



İşte bu minik parmaklar, küt burunlu ilginç balık amcaya selam veriyor. Diğer resimdeki vantuz amcanın kuyruğu da abartısız 2m. kadar vardı..


Yılan balıkları, piranalar, benekliler, amazondan gelenler, köpek balıkları, deniz yıldızları, yengeçler ve daha neler neler... Çocuklar hepsini bir arada görerek öğrendiler. Dalgıçların elinde hiç görmedikleri kabuklu deniz canlılarına dokundular.


Rengarenk harika balıkların görsel şölenlerini izlediler. Bazen gördüklerinin bir balık mı yoksa kuş mu olduğunu bilemediler. Suyun içinde olduğuna göre balıktır dediler...



Akvaryumlar çok çok büyüktü, ama onlardan da güzeli tünel kısmı idi. Tünelde tamamen suyun içine girmiş hissine kapılıyorsunuz. Yürüyen bandın üzerinde tünelden geçerken harika bir görsel şenlik yaşıyorsunuz...



Bu kocaman vantuzları görüyor, dalgıçların elindeki yiyecekleri nasıl da oburca hüplettiklerine şahit oluyorsunuz. Daha görmediğim ne çok canlı vardır kimbilir diye de kendinizi düşünmekten alamıyorsunuz...


Büyük küçük bir çok deniz canlısını burada görüyorsunuz. İsterseniz köpekbalıklarının yanına dalabiliyorsunuz da. Ben o kadarına cesaret edemezdim doğrusu:) Her ne kadar şirin görünseler de cesaret işi :))



Bakın sivri dişleri ile ne kadar da sevimli Jaws kardeş:))


Tünel çıkışında da benim çok da anlam veremediğim bu korsanlarla karşılaşıyorsunuz:)) Sanırım görselliği canlı tutmak, zenginleştirmek istemişler... Her ne kadar bana anlamsız gelse de, çocuklar bunları da çok sevdiler.



İşte bu da tünelin genel görüntüsü.. Gerçekten harikaydı, aklım orada kaldı, o sessiz sular ülkenin çok sesli korosunda kaldı aklım... İstanbul'da iseniz veya yolunuz düşerse, gitmeye çalışın bence. Çocukla gezilecek çok şirin yerlerden Turkuazoo...  

15 Mart 2010 Pazartesi

Babaanne Sandığından İnciler


31 senelik babaannem ama hala kapalı kutu sanki. Mübarek her gün yeni bir deyim, her gün yen bir atasözü.. Ben bile şaşırıyorum. Ya bu sözleri kendisi söyleyiveriyor – ki öyleyse bravo demek az kalır – ya da eskiler çok çok özlü söz konuşurlarmış ki babaannemin aklında da onlar kalmış ve yeri zamanı gelince gün yüzüne çıkarıveriyor sandığından..

Geçenlerde bana gelen bir arkadaşım, xxl bir anne, 2 çocuğunu salıverdi ortalığa benimle sohbete başladı. Bu sırada çocuklar mutfak oda demeden dere tepe düz gittiler.. Ee çocuk bunlar elbette yapacaklar , yaramazlık da hakları.. Hele de anneleri hiç seslenmiyorsa.. Annelik bu kadar xl olmayı götürür mü dedim içimden kendi kendime. Yani gittiğin yerde salmak, arkasını aramamak, ev sahibini nasıl bir sıkıntıya soktuğunu anlayamamak… Nasıl bir şeydir? Çocuk bu, bırakırsan şekerliği alır eline yalar, hazırladığın pasta tabaklarına elini atıp rastgele birinden bir parça koparır atar ağzına.. Sen misafir çocuğu diye bir şey diyemezsin ama için içini de yer.. xl annenin devreye girmesini beklersin, anne oralı olmazsa artık bu durumda kendi çözümünü üretme yoluna gidersin. Kendince anlatırsın çocuğa da çocuk ya anlar ya anlamaz.. Ya pasta tabakları elinde koştururken aklın mutfakta kalacaktır, ya da içerde hangi dolabına el atılmış düşüncesindesindir:)

Günün sonunda ne mi olur peki? Sohbet edilmiş, gülünmüş eğlenilmiştir. Her şey güzeldir ama yerli yerinde değildir. Ama bir şey vardır ki yerindedir, zamanındadır, tam isabettir, harikadır.. Ne midir o? Elbette babaanne sözü.. Kitap gibidir babaanne, söyledi mi isabet ettirir lafı varacağı menzile..”Et topağı olanın, ip yumağı olmaz”… Ee büyükler doğru demiş ama, yeni neslin pek haberi yok gibi :)Zira o ip yumağından bir türlü vazgeçemeyenler de oluyor işte hayatta:)

Selametle..

11 Mart 2010 Perşembe

TRT Ankara Radyosu ve Bir Tabak Kuru Fasülye


5 yaşımda anaokuluna başlamıştım. Hafızam şimdilerde çok iyi olmasa da küçüklüğümde yaptığım - yaşadığım şeyler dün gibi aklımda. Aradan yıllar geçse ve üzerine beynim bir sürü bilgiyi kaydetse de, o günler hiç silinmedi çok şükür. Sanırım çocuğun henüz yeni yeni işlenen beyni, olabilecek her ayrıntıyı yazıyor zamanı gelince hatırlansın o eski günler diye..

Anaokuluna gitmem benim için gerçekten çok faydalı oldu. İlk sene korkarak başladığımı hatırlıyorum. Kırmızı çok şirin kıyafetlerimiz vardı. Acaba diyorum kırmızıyı o nedenle mi çok seviyorum:) Korkarak başladığım anaokuluna, sonraki sene ben kendi isteğimle gittim. Aslında mahallede haddinden fazla arkadaşım vardı, ama anaokulunun yeri de her zaman farklı oldu. Oyun oynarken öğrenirdik, birlikte yemek yerdik, öğretmenimiz - ismini hala hatırlıyorum - bize çok güzel şarkılar öğretirdi.

Her gün bir anne kek, pasta , börek , çörek getirirdi. Çocukken yemekle pek aram olmadığını, anaokulundan sonra düzeldiğini söyler hep büyüklerim. Tahammül edemediğim tek nokta vardı, annelerin getirdiği sütün içinden kaymak çıkması :) Kaymaklı süt varsa da bir poşete öğretmen görmeden sütü dökerdim, eve götürürdüm:)) Sonra annem öğretmenimle konuşmuş sanırım, bir daha kaymaklı süt gelmedi...
Her ne kadar çocuk olsak da, o arkadaş ortamında kocaman insanlar olduğumuzu hatırlıyorum. Hepimiz bir birey, hepimiz kendini kabul ettirme çabasında, bu dünyada ben de varım diyebilecek miniklerdik. En çok da 23 Nisan'larda stadyumdaki yürüyüşlerimizi hatırlıyorum. Hepimize gelinlikler dikilmişti, erkeklere de damatlık. Rengarenk gelinlikler içinde saçı başı yapılmış gelinler ve damatlar, şimdi kendimize tekrar baktığımda, ne şirinmişiz diyorum.. O zamanlar şirin olabilecek kadar küçük olduğumun farkında değildim. Bu arada yanımda yürüyen minik damat arkadaşım - adını hatırlayamıyorum - yürüyüş öncesi benden baya dayak yemişti:P Ama nedendi unutmuşum :))

Kış günleri eve giderken hayalimde hep şu olurdu: " Sıcacık eve gitsem, çıtır çıtır yanan sobanın yanına otursam, annem kurufasülye getirse bana:P TRT Ankara radyosunda o huzur dolu şarkılar çalsa. Yemeğimi yesem, oyuncaklarımla oynasam..Var mı benden daha keyiflisii.. oohh "
Bu görüntü işte, seneler geçti ama kafamdaki en keskin hatıralardandır..

Cedric diyor ya, "8 yaşındaysanız..." ... Ben de diyorum ki, "6 yaşıdnaysanız, bu dünyada ben de varım diyorsunuz. Boyunuza, yaşınıza bakmadan kendi kimliğinizi ortaya koymaya çabalıyorsunuz. Ve 6 yaşındaysanız, hayat çok eğlenceli oluyor. Hele de bir anaokuluna gidiyorsanız.."

1 Mart 2010 Pazartesi

Çocuklarda Özgüven

Aklımda bir başka konu vardı aslında bugün yazmak için. okunan bir yazı, içinde bulunduğumuz bir durum, duyduğumuz herhangi birşey değiştiriveriyor önceliklerimizi..
Uzman değilim, bilirkişi hiç değil.. Bu konuda akademik çalışmalar yapmışlığım da yok.. Çocuk gelişimi, eğitimi, benim de oğlumla birlikte öğrendiğim bir konu. ne kadar okusam da, yaşamadıkça öğrenilmiyor gerçekler. hayat, yaşanarak öğreniliyor. ben de yaşadıklarımdan yola çıkarak, özgüvene sahip birey yetiştirmenin sırrının, çocuğun arkasında olduğunu hissettirerek ve fakat koltuk deyneği durumuna gelmemek kaydıyla arkasında olabilmekle sağlanacağı kanaatindeyim. nasıl derseniz... Oğlum sevindiğinde kendini arkaya atıp oyun yapıyordu. tabi ben bunu görünce, ilk tepkimi verip onu tutmaya başladım. Baktı ben tutuyorum, kendini daha fazla atmaya başladı bana güvenerek.. Bana güvendiği için tehlikeli bir durum ortaya çıkmış oldu dolayısıyla. Baktım durum böyle, ben de onu kollayarak, zarar görmemesi için tetikte bekleyerek arkaya atıldığında tutamayacağımı hissettirdim. sonrasında bildi ki ben orada değilim, temkinli davranmaya başladı..
Çocukların yanında elbette olacağız..her zaman ve ihtiyaçları oldukça. ama abartmadan.. onlar yeri gelip yalnız başlarına da olacaklar. kendileri birşeyleri çabalamalı, başarmalılar. her an yanlarında olmak demek, onları tembelleştirmek, yeteneklerini köreltmek demek. kendileri başardıkça yüreklenecekler.. inanacaklar kendilerine.. başarmanın tadına varıp, çıtayı bir adım daha yükseltmek için çalışacaklar. ama biz o çıtayı alıp kaldırırsak yukarı ve tutup kollarından çocuğu çıkarıverirsek bir üst basamağa, hazıra konar, alışır, hep ister.. kendi başarmanın güzelliğini bilemez..

Kendine güvenen, inanan, kuvvetli bireyler yetiştirebilmek dileğiyle.. sevgiyle kalın...

Related Posts with Thumbnails