Ana Renkler
22 Mart 2010 Pazartesi
Dikkat Jaws Geliyor:)
16 Mart 2010 Salı
Gezmek zor iş!
Şu an kış olduğu için kapalı mekanlar tercihimiz,ama yine de geziyoruz sonuçta.
Gezmeye çıktığımızda bizim için en büyük problem uyku ve atıştırmalık ihtiyacı oluyor.
Bi gün öncesinden yarının programı belliyse uyku saatimizi ona göre ayarlayabiliyorum.
Ayarlayamadım mı vay halime!
Uykusu geldi mi anında uyumak ister Betül.
Hem öyle araba koltuklarında falan da uyuyamayız.
İlla yatağımız olacak.
Eve varana kadar ağlar.
Atıştırmalıklarımız içinse koca bir bavulla dolaşıyoruz resmen.
10dk. da bir eline farklı yiyecekler tutuşturmak gerekebiliyor.
Özellikle ben araba kullanırken ya da Betül bebek arabasındayken mutlaka ama mutlaka elimizde bişeyler olmalı.
Bu konuda bitanecik,biricik ortaokul ve lise arkadaşım ve aynı zamanda da 12 aylık biri kız,biri de erkek iki canavarın annesi olan Vildan'ın verdiği tarif tam bizlik oldu.
Hem çok çok pratik,hem de miktar olarak fazla değil,bir de besleyici..
2 yemek kaş.tereyağı
yarım su bardağı pirinç unu
2 yemek kaş.pekmez
1 yumurta sarısı.
Ben burada,pirinç unu yerine Sinangil kepekli un kullandım.
bir de içine bolca robotta çekilmiş ceviz ekledim.
Kullan at poşetleri sayesinde de çok çok hijyenik.
Kapandığında basamak olarak da kullanılabiliyor.
Her çocuk için kolay olmayabiliyor bezi bırakmak.
Ama çocuğa birey olduğu ne kadar fazla hissettirilir ve kazandırmak istediğimiz alışkanlıklar ne kadar eğlenceli hale getirilirse,işimiz o kadar kolay oluyor.
Velhasıl,iki ürünü de gördüğüm kadarıyla çok beğendim.
Pratikte de beni yanıltacaklarını zannetmem.
İhtiyacı olanlara ve ileride ihtiyaç duyacaklara birer öneri olsun...
8 Mart 2010 Pazartesi
St.Petersburg Müzesi Balmumu Heykel Sergisi
Ankara Etlik Antares alişveriş merkezindeydik kızımla. Ücra bi köşede bi tabela ve bir ok dikkatimi çekti. "Balmumu heykel sergisi" yazıyordu üzerinde. Gitsek mi gitmesek mi,Betül çok mu küçük? vs diye düşünürken,pat diye yönümü o tarafa çevirdim. Küçük bir kapı.. Bebek arabamızı bırakıp el ele içeri girdik. Karanlık ve kocaman bi salona girdik. Ortamda bir sürü heykel ve önlerinde sadece onları aydınlatan ışıklar. Hemen heykellerin hikayelerini ve şahısları bize tek tek anlatan rehbere doğru ilerleyip tura biz de katıldık.
Tahminimden çok daha fazla ilgisini çekti 15 aylık kızımın. Rehberi dikkatlice dinledik :) Yeri geldi "Aaaa!" diyip şaşırdık,yeri geldi işaret parmağımızla birbirimize bazı ayrıntıları gösterdik. Henüz bir şeyler anlaması ve hatta onların gerçek olmadığını idrak etmesi için bile belki de çok erkendi. Ama beraber katıldığımız bu aktivite,beni inanılmaz mutlu etti ve heyecanlandırdı. Daha sonra yapabileceklerimiz adına da umutlandırdı. Bu zamana kadar benim minik bebeğimdi,ama artık bana arkadaş,yoldaş olmaya başlaması da çok heyecan vericiydi.
Biraz sergideki heykellerden bahsetmek istiyorum.Ankarada olanlar,eğer imkanları varsa özellikle de çocukları ile beraber mutlaka ama mutlaka görmeliler diye düşünüyorum.
Heykeller hemen her yönden gerçeğe çok uygun olarak,balmumundan yapılmış. Boyutları,temsil ettikleri şahıslarınkinin birebir aynısı. Hatta şöyle bi kaç ayrıntı var ki gülümsetti beni : Mesela Kemal Sunal'ın ağzında protez dişler görünüyor.Bu dişler onun kendi dişçisinden,kendi ağız kalıbına göre birebir hazırlanmış aynı dişlermiş :) Yine Levent Kırca'nın üzerindeki takım elbise onun 30 senelik takımlarından birisiymiş.
Osmanlı'nın en ihtişamlı padişahlarını gerçeğe en yakın halleriyle görmek,Farabi'nin bakışlarını yakalamak,Hitlere kötü bakışlar atmak doğrusu bana çok iyi geldi. Hürrem Sultan'ın baya uzun olan tınakları da dikkatimi çekti.Neyse ki rehber buna değindi. Meğer o dönemde saraydaki bayanlar, sarayda iş yapmadıklarını göstermek için,tırnaklarını uzatırlarmış,enteresan :)
Ve bunlar gibi daha bir çok hoş ayrıntı. Özellikle çocuklar için çok akılda kalıcı oluyor görsellik.Ama şöyle de acı bir gerçek var. Bizim ülkemizde bu tarz şeyler çok ilgi görmüyor. Ama tarih bilincimiz açısından önemli bu tarz faaliyetler. Çocuklar sınıflarıyla geliyor,sonra da çok etkilenip anne-babalarıyla geliyorlarmış. Ve ikinci gelişlerinde rehberden önce anlatıyorlarmış anne-babalarına. Ne hoş değil mi?
Uzun lafın kısası...
Ankara Etlik Antares AVM.
St.Petersburg Müzesi Balmumu Heykel Sergisi
Mart sonuna kadar gezilebiliyor.
Broşürdeki tanıtım bilgilerini okumak isteyenler için:
“900’lü yıllardan 2000′li yıllara kadar tarihte önemli izler bırakan kişilerin heykellerinden oluşan sergi, ziyaretçilere hem eğlenceli hem de öğretici bir etkinlik deneyimi yaşatıyor.
Sergide; Atatürk’ün 1935yılındaTBMM’de kürsüdeki konuşma sırasında duruşu, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim, Latife Hanım, Mimar Sinan, Yunus Emre, İbn-i Sina, Farabi, Fuzuli, Cengizhan,Timurlenk, Atilla, Alparslan, Kont Kaliostra, Sati Kazanova, Baron Munchausen, I Katarina, I Peter, II Katerina, Çar II Aleksandr, 15. Louis, Markiza de Pompadour, Lenin, Karl Marks, Gorbaçov, Boris Yeltsin, Brejnev, Elvis Presley, Dostoyevski,Terminator-3′teki haliyle Arnold Schwarzenegger, Şeyh Şamil, Beatles Grubu üyeleri, Farabi, Napolyon, Leonardo da Vinci, “Korkunç Ivan” ve “Deli Petro” diye bilinen Rus Çarları, Hürrem Sultan, gerçekte erkek olduğu halde hayatının son 35 yılını kadın kıyafetleri ile geçiren Fransız ajanı D’eon, Osman Gazi, Kemal Sunal ve Levent Kırca gibi ünlü kişilere ait heykeller yer alıyor.
Sergi, Hitler’in balmumu heykelini, Stalin’in balmumu heykeliyle buluşturması açısından da ilk olma özelliği taşıyor.
Sergide ilk olma özelliği taşıyan bir başka nokta ise dünyada ilk kez, kişiye özel kalıp çıkarılıp balmumundan el ve ayak heykellerinin yapılabilmesi. Ayrıca malzemesi polyesterden yapılan kişiye özel el heykellerinden abajur da yapılabiliyor.”
19 Şubat 2010 Cuma
Biraz Cesaret..
Yalnız gezmeyi,dışarıda yalnız olmayı asla sevmeyen bi insanım ben.Hatta dışarıda olmaktansa evimde vakit geçirmeyi tercih eden,kendisini eğlendirmeyi ve her türlü oyalamayı çok iyi bilen tipik evcimen bi yengeç burcuyumdur.Ta ki Betül hayatıma girene kadar..
Bi aralık ayında kavuştum kızıma.Dışarıda Ankara ayazı,içeride doğalgazlı sıcacık bi evde tek odaya hapsolmuş,bi de yetmez diye ufo ile odanın sıcaklığını üst sınırlarda tutan biz..Çok korktuk soğuktan. Ne de olsa meşhur Ankara ayazıydı adı.Doğru muydu yaptığımız?Tartışılır.. Evet o kış üşümedik,ama çok sıkıldık,bunaldık.Çoğul ifade kullanıyorum ama aslında sıkılan da bunalan da bendim. Hafta sonundan hafta sonuna 15 er dk.lık markete gidip gelme molaları benim için mola olmaktan çok uzaktı.”Acaba bensiz duracak mı?” “Karnı acıkıp emmek isteyecek ve babasını üzecek mi?”ve sonuç.. Koşar adımlarla eve dönüş(ya da odaya mı demeliyim?).Bir de aksi gibi o sene Ankaraya bahar ancak haziranda geldi.Küçük bir bebekle dışarı çıkılabilir sıcaklığa ancak yazın kavuşabildik desem daha doğru olur.Güneşe kavuştuk ve serüven başladı :)
Henüz 7 aylık bir kız çocuğuyla koca yaz gezmedik yer bırakmadık.Hem de yeri geldi dolmuşla,yeri geldi belediye otobüsleriyle..Omzumda kocaman bir çanta,göğsümde bir kanguru,içinde sevinç çığlıkları atarak etrafa bakınan kızım.
Annem hep anlatırdı.Kardeşim ve ben daha küçükken çok gezerdik biz.Oturduğumuz yerden 3 saat uzaklıkta yerlere günü birlik deniz kenarına pikniklere,yüzmeye giderdik.Çok kalabalıktan hoşlanmadığımız için de tenha yerler arar,dere tepe demez kuytulara sinerdik.Küçük tüpümüzü bile taşırdık yanımızda.İşte o günleri anarken,annem “İnsan gençken hiçbir şeye üşenmiyor ve daha cesaretli oluyor” derdi.Şimdi çok iyi anlıyorum onu.Daha minicik bir kızla,üstelik altımızda araba da yokken,ana-kız neler yapabildiğimizi/yapabileceğimizi gördüm.Tek bir sıkıntımız vardı,hatta hala var.Kızımın yaşıtı çocuğu olan anneleri bizimle çıkabilmeye ikna edemedim hiç.Yazın sıcak dediler,kışın da soğuk.
Gelmek istediğim asıl konu bu aslında.Bence,abartmamak şartıyla,çocuklarımızı bir çok koşula uygun şekilde büyütebilmeliyiz.Yani biraz cesaretli olmalıyız,olabilmeliyiz.Yaz sıcağı mı var dışarıda? Evde oturmak bi seçenek,ama başında bir şapka olan ya da bebek arabasında gölgede gezen bir çocuğa sıcak dokunur mu? Ya da kışları.. Hava normallerin çok altında olmadığı sürece sıkıca giydirilmiş bir çocuğu 10 dk.lığına bile olsa parka götürmek ona zarar verir mi? Bir çocuğun hassasiyetlerini en iyi annesi bilir elbet ama yine de şartları kendimizce daha uygun hale getirip,belki biraz da zorlayıp, daha cesaretli olabilmeliyiz.
Bizim olduğundan çok daha fazla ihtiyaçları var bebeklerimizin sosyalleşmeye.Bu yaz yaklaşık 1.5 yaşlarında olucak kızım.Ve yapabileceklerimizin neredeyse sınırı yok gibi.Pıtır pıtır yürüyen,her şeyi çılgınca merak eden bir minikle evde oturup oyun oynamak mı,yoksa gidip bir çocuk tiyatrosu izlemek mi?Yapabileceklerimizin gerçekten sonu yok.Biraz cesaret,biraz da gayret.
Çocuklarımızla dışarıda yapabileceklerimiz konusuna hem genel olarak,hem de il il (Ankara,Konya,Balıkesir) geniş şekilde yer vermeyi düşünüyoruz zaten ileriki haftalarda.Ne dersiniz? Pamuklara sarıp sarmaladığımız çocuklarımızı,yavaş yavaş fanuslarından çıkaralım mı? :)





















