Ana Renkler

22 Mayıs 2010 Cumartesi

El izi /Handprint (Seramik Hamurundan)



Daha önce tuz hamurundan yaptığım deneme fiyasko ile sonuçlanmıştı.
Hamur bir türlü kurumadı.
En son bu hale gelince atmak ve yeni bir şeyler düşünmek zorunda kaldım.
Malum kızım ve elleri git gide büyüyordu :)


Araştırmalarım sonunda seramik hamurunda karar kıldım.
Tarif şöyle:

1 ölçü nişasta veya un
1 ölçü beyaz tutkal
1 tutam tuz




Ben 2 çay bardağı  nişasta,2 çay bardağı beyaz tutkal ve  1 tutam tuz kullandım.
Kızımın tam da öğle uykusu saatiydi.
Ama ben uyuyup uyanmasını bekleyemedim :)
Hemen aceleyle hamuru hazırladım.
O da elinde ayıcığıyla ayaklarımın dibinde beni bekledi,uyut beni diye :)
Eh ayak altında dolaşınca da nişastadan o da nasibini aldı :))



Hamurun miktarı tam istediğim kadar oldu.
Daire şeklinde açtıktan sonra en zor kısım el izini almak oldu.
Çünkü her seferinde hamuru mıncıklamak istedi kızım.
Kıkırdaya kıkırdaya en sonunda başardık el izini almayı.


Sonra 2 gün kurumaya bıraktım.
Kuruduktan sonra gümüş rengi sprey boya ile boyadım

 En son olarak da kurdele yardımı ile  duvara astım.


Sanki hiç büyümüyormuş gibi gelen eller,bakalım günden güne nasıl da farkediyormuş aslında .. 





Ekleme :

En sonunda bu kurdelelerden kurtuldum ve kontraplak üzerine mumla eskitme yapıp boyadım.
El izini de üzerine yapıştırıp teşhir ayakları üzerine yerleştirdim.
Sanırım bu şekilde daha şık oldu.




28 Nisan 2010 Çarşamba

Giyinme Çerçeveleri

Hem parmak kaslarının gelişimi için hem de günlük giyinme becerilerinin ednilmesi yardımcı bir materyal hazırlamaya çalıştım. Montessori Eğitiminde Dressing Frames diye geçen giyinme çerçeveleri aslında giyinirken kullandığımız 10 değişik materyali içinde barındırıyor.Ben şu an için bunlardan sadece 6 tanesini hazırladım.

Düğme ve Çıtçıt
Fermuar ve Kurdele Bağlama
İp Geçirme ve Cırt Cırt Bant

5 Nisan 2010 Pazartesi

ASİL BİR MİLLETİZ BİZ

Söze nerden nasıl başlasam bilemiyorum. Biz ne asil bir milletiz böyle, ne yardımsever insanlarız.. İçimize işlemiş yardımseverlik resmen.. Her an yeniden ve yeniden şahit oluyorum ne koca yürekli insanlar olduğumuza. Ve çok şükrediyorum. Ne güzel bir coğrafyada varolmuşuz ve yaşıyoruz...

Bu yazı da nerden çıktı diye düşünüyor olabilirsiniz. Yardımsever bir millet olduğumuz kesin. Ama ben bunu hamilelikten bu yana daha bir hisseder oldum. Otobüse bindiğimde bana yer vermek için yarışan yaşlı dedeler, sen yorulma yavrum ver çantanı ben taşıyım diyen teyzeler, gençleri artık hiç söylemeye gerek görmüyorum. Kendisi belki yardıma muhtaçken, anne olacak yavrusu yaşında birine nasıl da özel olduğunu hissettirdiler anlatamam. Annelik çok özel yapıyor insanı .. çok çok özel...

Doğumdan sonra, özellikle izin zamanlarımda oğlumla olan yürüyüşlerimiz esnasında, kaldırımlardan bile arabayı geçirmek için koşturan insanlar, tramvaya bineceğimde bebek arabasına el atan beyefendiler. Ve beni en çok duygulandıran, yanımda eşim varken, tramvaydan bebek arabasını indirmek için eşime yardıma koşan askerler... Sonuçta biz eşimle de indirebilirdik, ama 3 asker birden koşup yardım ettiler eşime... Biz nasıl bir milletiz? Bizim mayamız sevgiyle, hoşgörüyle, İNSANLIKla yoğrulmuş, bu bir gerçek... Ne kadar dejenere olduğumuzdan dem vurulsa da gün be gün... İçimize işleyen İNSANLIKımız ayrılmıyor çok şükür ki bizden...

Vesselam...



Haydi Öğrenelim-1-





Bu sitedeki müzik aletleri kartlarını biz çok sevdik.
Ben iki sayfa olarak çıktı aldım.Bir sayfayı hiç kesmeden a4 boyutunda bıraktım .Diğer kestiğim kartları bazen üzerine koyuyoruz.Puzzle ile eşleştirme arası bir oyun türettik.Eğer sizinde çocuklarınız bu tarz oyunlara, faaliyetlere meraklıysa güzel zaman geçirilen bir etkinlik:)

1 Nisan 2010 Perşembe

...Benim Çocukluğumda...



Geçmişe ait özlemlerimiz oluyor mutlaka zaman zaman. Bilirsiniz, özellikle "eski Ramazanlar" diye sıkça duyarız kurulan cümleleri... Eskinin tadı mı başkaydı, yoksa insanlar yaşadıklarından tat almayı mı biliyorlardı orası meçhul.. Ama eskiye dair kuracağım bir cümle var ki, özlemleri barındırır içinde...

"Benim çocukluğumda" diye başlayan cümlelerim 16 aydır sıkça tekrarlanıyor dudaklarım arasında.. Çocukluğumu özledim sanmayın, ben o günleri çocuğum adına özlüyorum. O günlerin sıcaklığını, saflığını, temizliğini özlüyorum ben...

Benim çocukluğumda, mahallede tüm arkadaşlar toplanır 15-20 kişi yakan top oynardık. Erkeklerin futbol maçlarına iştirak eder, sadece kalede değil forvet de olur goller atardık.. Bisikletimize sabah 8'de biner, öğlen karnımız acıkırsa ancak eve uğrardık. Ancak giderken hangi mevkiye gittiğimizi mutlaka annemize söyler, onu da merakta bırakmazdık. Akşam ezanı ile en geç eve girmek şarttı ama.. Kuralımız böyleydi. Evimizin önünde küçücük bedenime tezat koskocaman bir cami, göklere uzanan bir de minaresi vardı. Minareden yükselen ezan sesi, eve gir zili gibiydi çocuk aklımca. Akşam yemeklerinde tüm aile birlikte masaya oturur, sohbet muhabbet eşliğinde yemekler yerdik.

Yemek faslı bitip 'de ajans* bittikten sonra, yaz günleri kamelyamıza çıkar otururduk. Müstakil evlerimiz arasında akşamları da komşuluklar devam eder, şen şakrak muhabbetler edilirken bahçelerde, biz çocuklar yemekle bölünen oyunumuza kaldığımız yerden devam ederdik. Geceleri en sevdiğimiz oyun saklambaç olurdu, gece bizi saklardı, biz gülüşlerimizle geceyi...

Tüm komşular birbirine güvenir, evini çocuğunu birbirine emanet edebilirdi. Birinin evinde olmayan diğeriyle paylaşılır, birinin evinde pişen diğeriyle bölüşülürdü gönüllülük dairesinde..

Benim çocukluğumda misketler vardı rengarenk. Ceplerimiz şişene kadar doldururduk misketle. Birbirimizi "üter", ertesi gün "ütüleceğimizi" de bilirdik... Ağaç tepelerinde gezinirken kolumuzu bacağımızı çizdirsek de aldırış etmez, en tepedeki en kırmızı kiraza ilk ulaşan olmak için yarışa girerdik. Çamurdan fırınlar yapar, içinde patates pişirirdik...

Benim çocukluğumda biz, güvenle, doya doya, ve gerçek kişilerle oynayabilirdik...

Şimdi misketlerin yerini tasolar, istopların yerini bilgisayar başı oyunlar aldı.. Artık arkadaşlarını bile sanaldan buluyor yavrular... Parklarda doyasıya dönme dolaba binilmiyor, çocuklar artık atari oynamayı seviyor. Bizim ajans zamanını bile tv karşısında geçirmeye tahammülümüz yokken, şimdi rengarenk çizgifilmlerden gözünü alamıyor minikler...

Bir de şu var; düşünüyorum da, acaba oğlumun dışarda oynamasına ne kadar izin verebileceğim? 3. sayfa haberlerinin oldukça kabardığı şu dönemlerde, hangi parka onu tek başına göndermeye cesaret edebileceğim?

Siz söyleyin şimdi, eskiyi özlemeyim de ne yapayım şimdi ben...

Not: Bu yazı için bana fikir veren eşime çok teşekkürler... 
*Ajans: Trt 1'in 20:00'da yayınlanan haberleri..

30 Mart 2010 Salı

Ben de bir bireyim artık!



Kızımın 16. ayı doluyor bugün. Özellikle yürümeye başladığından,yerlerden kalkıp dik durmaya başladığından beri daha da bir büyüdü gözümde. Artık bebek değil de bizler gibi birer birey olduğunu hissettiriyor bizlere. İstekleri daha net,alışkanlıkları daha keskin. Onun da zevkleri var. Yapmak istedikleri,istemedikleri..  Yeterli gördükleri,doyamadıkları..  Sosyal hayatın içinde o da artık aktif rol alabiliyor. Dışarıda insanların arasına karışıp,parkta oyun oynayan büyüklerine eşlik ediyor. Yanlarında durup “beni de aranıza alın” der gibi sabırla bekliyor ve tebessüm ediyor mutluluktan.( Ama sabrı çabuk tükeniyor :) ) Öğlenleri uyku saatinin geçirilmesini sevmiyor. Sabah uyanınca ve gece uyumadan önce sütünü içsin,ballı ve ılık olsun istiyor. Hoşuna giden bir şey gördüğünde, gülerken benim ve babasının yüzüne,gözlerimizin taa içine bakıyor,sevincini paylaşmak istiyor,tepkimizi izliyor.  Bulaşık makinesini boşaltırken bana yardım etmeyi artık kendi görevi biliyor. O çıkarıp veriyor,ben yerine yerleştiriyorum. Ve bundan büyük keyif alıyor. İşe yaradığını,büyüdüğünü hissediyor adeta. Beraber bir iş yapmanın keyfine varıyor.Ve daha bir çok şey..

Asıl iş bundan sonra başlıyor sanki. Sınırları koymanın ve ona belli etmenin zamanı artık. Ona bir birey olduğunu sonuna kadar hissettirmeli,fikirlerine değer vermeli,isteklerine saygı duymalı. Ama sınırları en baştan belirlemeli ve de ona belli etmeli.Yoksa  her istediğini yaptıran bir çocuk yetiştiriyor olmaktır bunun aksi.

Bizim nesil,hatta bizden önceki nesiller daha sık duyardı: “Sen sus,daha küçüksün, anlamazsın”, ”Büyüklerin işine karışılmaz” türevi cümleleri. Neyse ki artık anne-babalar bu konuda daha duyarlı. Minicik çocukların bile fikri soruluyor. Ama Hilal’in de anlattığı gibi evdeki küçük patronlar olmalarına izin vermeden,fikir sormak sonra da gerekeni en adil şekilde yapmak doğru olanı.Adil olayım derken,ipleri onların eline vermemeli.

Uzmanlara göre biz çocukların hayatına göre değil,onlar bizim hayatımıza göre yaşamalıymış. Bu elbette onları kendi hayat koşuşturmamıza birebir dahil edelim demek değil. Ama tamamıyla onlara göre bir düzen oluşturmak yerine,bu düzen içerisinde kendimize de özel bir alan bırakabilmek,onları da bu düzene adapte bir forma kavuşturmak,orta noktaya yakın bir yerlerde buluşmak belki de..

Dünyanın  ne onların etrafında ne de bizim etrafımızda dönmediğini anlatabilmeli onlara.Bunu onların iyiliği için yapmalı. İleri de daha gerçek (!) hayata dahil olduklarında daha az üzülsünler,daha az kalp kırıkları olsun diye.

Kendi iç seslerimi,biraz dışa yansıtma oldu biraz bu yazı. Yapılacaklar bana göre belli ama teorikte.. Pratiğe dökülmesi de umarım aynı şekilde başarılı olur.

Yeri gelmişken küçük bir hatırlatma.. 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ve 9 Aralık 1994 tarihinde T.B.M.M. tarafından kabul edilmiş olan "Çocuk Haklarına Dair Sözleşme"yi herkes mutlaka okumalı,haberdar olmalı. Önce biz bilelim,onların haklarına saygı gösterelim ki,ileri de onlar da haklarına dört elle sarılabilsinler,sahip çıkabilsinler.
Okumak isteyenler buraya. 
Minik bireylere kucak dolusu sevgiler..





29 Mart 2010 Pazartesi

Nasıl Süt Sağılır?



Özellikle çalışan anneler için bir hayat kurtarıcıdır süt sağma makineleri. Doğum izni topu topu 4 ay sürer, bunun bir kısmı da mecburen doğum öncesi kullanıldığından çocuğunuzla doya doya geçireceğiniz birkaç ayınız vardır sadece. Bu süre içeisinde yeni doğum yapmış anne öncelikle sütünü artırmaya çalışır. Çocuk ne kadar emerse, o kadar süt üretir vücut. Kimyası, doğası böyle bu işin, böyle yaratılmışız. Bunun dışında iki önemli faktör daha var - ki ben bunları sadece kendi tecrübelerimi göze alarak yazıyorum - süt artırmak için dinlenmek ve sıvı alımı çok önemlidir. Ben zaten suyu seven biri olduğumdan bu konuda sıkıntı çekmedim. Çok dinlendiğimi, çocuk uyudukça uyuduğumu söyleyemem ama sıvı alımı ve bol bol emzirmek çok faydalı oldu bunu söyleyebilirim.

İlk zamanlar süt bol oluyor, çocuk tam ememediği için belki, belki de sütün artması için böyle bir yaratılış hikmeti var ortada, çocuk emdikçe de sütünüz artıyor. İlk zamanlar sütün üretimini vücut ayarlamaya çalışırklen bir kısmı da akarak boşa gidiyor. İşte bu esnada süt sağma makineleri önem kazanıyor. Bu süre esnasında, özellikle işe başlamadan önce sütünüzü sağarsanız, işe başladığınızda veya acil bir işiniz çıktığında bu sütler sizin hayat kurtarıcılarınız oluyor. Burada dikkat edilmesi gereken, sütün üzerine mutlaka tarih ve kaç cc olduğunu yazmak ve dondurucuya öyle kaldırmak. En eski tarihliden başlayarak çocuğa vermelisiniz ki, bir nevi son kullanma tarihi geçmesin :) Bunu sadece çalışan anneler olarak da düşünmeyin, birkaç saatliğine bebeğinizi bırakıp çıkıp bir hava almak isterseniz, sütünüzü bırakıp gidebilirsiniz. Böylece aç kalmayacağı için sıkıntı da olmayacaktır. Ayrıca günlük bebeğinizin içtiği süt miktarını da birkaç gün içinde anlıyorsunuz. Buzluktan o ölçüde  süt çıkarırsanız bebeğiniz aç kalmaz, sizin de içiniz rahat eder işyerinde.

Süt ne sıklıkla sağılmalı?
İşe başladıktan sonra - veya bebeğiniz sütü sizden emmiyorsa - süt sağma makinelerinizi çıkarın ortaya. Hummalı bir çalışma başlıyor. Ben işe başladığımda bebeğim 3 ay 3 haftalıktı. Yani sadece anne sütü alınan bir dönemdi. İlk günler evdeyken sağıp depoladığım sütlerden kullandım. İşe gittiğim ilk gün yanımda süt sağma makinem de vardı elbet. O zamanlar 2 saatte bir sağıyordum. Bebek büyüdükçe 3 saatte bir sağmaya başladım. Sonra da 4 saatte bir sağdım. Yaklaşık 6. aya kadar 2 saatte bir, 6-9 ay arası 3 saatte bir ve sonrasında da 4 saatte bir sağdım. 1 Yaşından sonra 6 saatte bielsağsanız yeterli olur kanaatindeyim. Tabi herkes bunu kendi durumuna göre de ayarlamalı.

Sütün azalmaması için nasıl sağılmalı?
Sütün azalmaması için - ve hatta artması için - sağma işlemini göğüste süt kalmayana kadar yapmalısınız. Her sağışta da her iki göğsü de mutlaka boşaltmalısınız. Yani, ben öyle yaptım ve faydasını gördüğüm için böyle yazıyorum. Mutlaka ki başka yöntemler de vardır. Tabi tüm bunları yapabilmek için süt sağacaınız uygun bir ortam ve anlayışlı bir işvereniniz olmalı. O yönden çok şükrediyorum. Yok anlayışlı bir işvereniniz yoksa bile, günde 1,5 saat süt izniniz oluyor bebeğiniz 1 yaşına gelene kadar, işverene kanunlar hatırlatılabilir bu durumda. Ayrıca sütün azalmaması için süt sağma satini sakın geçirmeyin. Mecbur kalıp bir kez geçirdiyseniz de üzülmeyin, hemen sağın, donrasında dikkat edin bir sıkıntı olmuyor.

Ne tür pompa kullanılmalı?
İşe başlamadan önce yoğunlukjla bu sorunun cevabınbı bulmaya çalkıştım. İnternette biraz dolaşırsanız çoğunluk annelerin medela'nın elektrikli pompasını önerdiklerini göreceksiniz. Kullanan bir arkadaşım vardı hatta, çok memnundu. Ancak cidden traktör sesi gibi ses çıkarıyordu. Sanırım tek eksi alacağı yönü bu.. Ben özellikle elektrikli istiyordum ama manuel avent pompa kullandım. Manueli ilk başta neden istemedim derseniz, internet araştırmalarım sonucu manuellerin acıttığı ve hatta yara yaptığına dair bir sürü yazı okumuştum. Ancak hiç de öyle olmadığını gördüm. Yalnız bunu derken tüm manuel pompalar için diyemem, mutlaska ki acıtanları vardır. Onca anne muzdarip olup yazmış zira. Ben yukarda fotoda gördüğünüz avent pompayı kullandım. Öyle memnun kaldım ki size anlatamam. Şükürler olsun hiçbir sıkıntı da yaşamadım. Masaj başlığı ile ilgili yazıyı okumak için tıklayın. Okuduktan sonra geri dönmeyi unutmayuın :))

Pompa Nasıl Temizlenmeli?
İşyerinde her kullanımdan sonra yıkayıp, güzelce kuruluyordum. Elbette bu yeterli değil anck işyerinde başka yapabieceğim bir imkan - kaynatmak gibi - yoktu. Evde de yien avent sterilezatör kullanıyordum. Ancak doğrusunu söylemem gerekirse ilk başlarda sıkça kullansam da sonraları haftada bir steril etmeye başladım. Bu benim yöntemim sevgili anneler, siz yine uzmanlara danışın dilerseniz..

Soğuk süt bebeğe verilmeden önce nasıl ısıtılır?
Sütü buzluktan çıkarıyorsanız, öncelikle kendi kendine buzunun çözülmesini bekleyin. Ben yeterli zamanı ayarlayıp, sütü buzluktan buzdolaına çıkarıyordum. Buzdolabında buzu çözülen sütü de bebeğe vermeden önce biberona koyup benmari usulü kaynar su ile ısıtıyordum.

Nasıl bir biberon?
Bebeğe biberon seçerken çok dikkat edilmeli. Her gün biberonla süt içiyorsa bebeğiniz, biberon seçimi çok çok önem kazanıyor. Bilirsiniz, biberonla süt içerken içindeki hava biiter ve bebek biberon emziğini ağzından çıkarıp hava almasını sağlamazsa süt az gelir. Bunu yaşamamak için ben Dr Browns ve Avent biberon tercih ettim. Biberon emziğimiz de 3 noktalı olduğundan, ilk zamanlar tek nokta kullanıyordum. Sonraları 2 ve 3. noktalara geçtik. Bu biberon emziklerini de şiddetle öneririm.  

Süt sağma ile ilgili bu ilk yazım olsun. Daha yazacaklarım var ilerki günlerde de kısmetse onları paylaşmaya çalışayım. Sormak istediğiniz bir soru olursa ve yardım edebilirsem de çok sevinirim. Sevgiyle kalın...

 
Related Posts with Thumbnails